Mâtürîdîlerin Hüsün-Kubuh Meselesindeki Özgünlük İddialarına İlişkin Bir İnceleme
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Kelâm ilminin ve fıkıh usulünün temel meselelerinden olan hüsün-kubhun aklîliği meselesi, mezheplerin ilâhiyyât ve nübüvvât tasavvurlarını ontolojik ve epistemolojik olarak şekillendirmesi bakımından önemlidir. Mütekaddim dönemde Mu‘tezilîler ile Eş‘arîler arasında aklîlik – şer‘îlik ayrımı temelinde cereyan eden hüsün-kubuhla ilgili tartışmalarda, Mu‘tezilîler hüsün-kubhun akıl ile bilinebileceği ve sabit olacağı düşüncesindeyken Eş‘arîler sübut için şer‘î bildirimin gerekli olduğunu savunmuşlardır. Mâtürîdîliği benimsemeden önce Mu‘tezile ile benzer görüşlere sahip olan Hanefîler, Mâtürîdîliğe geçiş sonrasında hüsün-kubuh meselesindeki kabullerini gözden geçirerek bir revizyona tabi tutmuşlardır. Hanefî-Mâtürîdîler bu revizyonu tartışmaların temelinde yer alan salah – aslah ile aklın hüküm koyucu olması prensiplerini tenkit ederek yapmışlardır. Müteahhir Mâtürîdîlerden Sadrüşşerîa (öl. 747/1346) tartışmanın iki tarafı olan Mu‘tezile ile Eş‘ariyye’yi ayrıntılı ve dakik bir tenkide tabi tutarak Mâtürîdîlerin hüsün-kubuh meselesinde nasıl bir pozisyon aldığını et-Tavdîh adlı fıkıh usulü eserinde ortaya koymuştur. Sadrüşşerîa’nın dört önerme üzerine inşa ettiği bu tenkit, sonraki kelâmcı ve usulcüler arasında geniş bir şöhret bulmuş ve “Mukaddimât-ı Erba‘a / Dört Mukaddime” adıyla anılır olmuştur. Bu çalışmada, Sadrüşşerîa’nın hüsün-kubuh meselesinde Mâtürîdîler adına ortaya koyduğu özgün yaklaşım erken dönem Hanefî usul metinleri ile mukayese edilmiş, bu metinler aracılığıyla oluşan anlam söylem analizi yöntemi kullanılarak incelenmiş, inceleme sonucunda 5./11. yüzyıla kadarki Hanefî söylemin müteahhir dönemde Mu‘tezilîlikten ayrılıp “Sünnî”liğe yaklaşan bir dönüşüme uğradığı tespit edilmiştir.











