Arşiv logosu
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
Arşiv logosu
  • Koleksiyonlar
  • Sistem İçeriği
  • Analiz
  • Talep/Soru
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
  1. Ana Sayfa
  2. Yazara Göre Listele

Yazar "Uysal, Zekiye" seçeneğine göre listele

Listeleniyor 1 - 15 / 15
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
  • [ X ]
    Öğe
    18. YÜZYILDAN AHŞAP DİREKLİ İKİ CAMİ
    (2014) Uysal, Zekiye
    Türk mimarlık tarihinde ahşap direkli ve tavanlı câmi geleneğinin kökleri Karahanlı devrine kadar gitmektedir. Büyük Selçuklu ve Gazneli devirlerinde yaşatılan bu gelenek Anadolu Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı devirlerinde de devam etmiştir. Bu bağlamda Anadolu Selçuklu devrinde Orta Anadolu ve İç batı Anadolu'da yoğunlaşan ahşap direkli câmilerin bazıları zengin kalem işleriyle bezenmişlerdi. Selçukluların ardından beylikler döneminde de ahşap câmi geleneği devam etmiştir. Bu dönemde Ankara, Konya, Beyşehir, Kastamonu, Niğde ve Afyon çevreleri başta olmak üzere Anadolu'nun birçok yöresinde ahşap direkli ve tavanlı ibadet yapılarıyla karşılaşılır. Osmanlı döneminde bu gelenek unutulmamış; imparatorluğun yayıldığı geniş coğrafyadaki birçok merkezde çok sayıda ahşap direkli ve tavanlı câmi inşa edilmiştir. Osmanlı sahasındaki bu uygulamanın 14. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar sürdürüldüğü anlaşılmaktadır. Türkiye'nin birçok yöresinde olduğu gibi Çanakkale çevresinde de ahşap direkli ve tavanlı câmiler inşa edilmiştir. Bunlar daha çok 18.-19. yüzyıllara ait örneklerdir. Bu yazı kapsamında söz konusu örnekler arasından Çanakkale'nin Yenice ilçesinde bulunan Pazarköy Câmii ve Ayvacık'a bağlı Babakale köyündeki ulu câmi ele alınmıştır. Ahşap direkli ve ahşap tavanlı mimarileriyle benzeşen Pazarköy Câmii ve Babakale Ulu Câmii, kitâbelerine göre 18. yüzyılda yapılmışlardır. Her iki yapı da, orta sahnı çok geniş tutulmuş bir plan ortaya koyarlar. Pazarköy Câmii'nin cepheleri onarımlar sırasında biraz değişmiş olmalıdır. Lâle devrinde Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın damadı Kaymak Mustafa Paşa tarafından yaptırılan Babakale Ulu Câmii ise daha özgün bir mimariye sahiptir. Yapı son olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Pazarköy Câmii bezeme açısından çok sadedir. Buna karşılık Babakale Ulu Câmii; ahşap destekler üzerindeki bazı plastik bezemeler, tavan göbeği, mermer şadırvandaki bezemeler ve kitâbelerinin üslubu ile Lâle devrinin karakterini yansıtır
  • [ X ]
    Öğe
    Ankara mescitlerinde kalem işi süslemeler (XIV-XV. yüzyıl)
    (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2001) Uysal, Zekiye; Arık, Rüçhan
    ÖZET Kalem işi denilen süsleme tekniği çeşitli malzemeler üzerine uygulanmaktadır. Bunlardan birisi de ahşap malzemedir. Türkler ahşap malzemeyi çok eski devirlerden itibaren kullanmışlardır. Ahşabın üzerine boyalı süsleme ve resimler Uygurlar devrinde görülür. İslamiyetin kabulünden sonra ahşap destek ve tavanlı camiler yapılmıştır. Bu gelenek Anadolu'da da sürdürülmüştür. Anadolu Selçuklu devrinden Afyon Ulu Camii, Sivrihisar Ulu Camii ve Çarşamba Gökçe Camii gibi yapılarda ahşap üzerine kalem işi süslemeler uygulanmıştır. Bu gelenek Beylikler devrinde de karşımıza çıkar. Araştırmamıza konu olan Ankara'daki XIV.-XV. yüzyıl cami ve mescitlerinin çoğu ahşap tavanlıdır. Ama bunlardan sadece Örtmeli Mescit, Poyracı Mescidi, Eyüp Mescidi, Geneği Mescidi ve Sabuni Mescidi'ndeki kalem işleri bugüne ulaşabilmiştir. Bunlara benzeyen Kurtuluş Mescidi yıkılmıştır. Hacı İvaz Mescidi'nde ise sadece tavan çıtalarında kalem işleri kalmıştır. Araştırma sırasında XIV. -XV. yüzyıl Ankara mescitlerinin tümü tek tek incelenmiştir. Bunlardan kalem işi süslemeleri bulunanlar kataloga alınmıştır. Yapılar üzerindeki süslemelerin ayrıntılı fotoğrafları çekilmiş ve süslemelerin çizimleri yapılmıştır. Konuyla ilgili bütün kaynaklardan yararlanılmaya çalışılmıştır. Araştırmada elde edilen verilere göre; XIV. -XV. yüzyıl Ankara Mescitlerindeki ahşap üzerine kalem işi süslemelerde, motifler bir tür şablon kullanılarak yapılmıştır. Kırmızı, mavi, san, yeşil, kahverengi, siyah, beyaz ve bunların tonları kullanılmıştır. Motif ve kompozisyonlar, geometrik ve bitkisel olmak üzere iki grupta toplanmaktadır. Geometrik motifler, daha çok Örtmeli Mescidi (XlV.yy)'nde görülmektedir. XIV. yüzyıldan Örtmeli ve Poyracı 'da rûmî ve palmetli bitkisel motifler ağırlıktadır. XIV.yüzyıl sonu ve XV.yüzyıl başlarına tarihlenen Eyüp, Geneği ve Sabuni mescitlerinde rûmî ve hatayîli kompozisyonlar egemendir. Geometrik unsurlar bitkisel kompozisyonlarla kaynaşmıştır.İncelediğimiz XIV. -XV. yüzyıl Ankara mescitlerinde daha önce Selçuklu ve Beylikler devrine ait örneklerde karşımıza çıkmayan ve sadece Ankara örneklerine özgü tavanda kirişler arasında yer alan ahşap çıtalar mevcuttur. Bunların üzerlerinde de basit kıvrık dal kompozisyonlu kalem işi süslemeler görülmektedir.
  • [ X ]
    Öğe
    Cezayirli Gâzi Hasan Paşa'nın Çanakkale Civarındaki Eserleri
    (2016) Uysal, Zekiye
    Cezayirli Gazi Hasan Paşa Osmanlı döneminin ünlü devletadamlarından biridir. Hasan Paşa 18. yüzyılın ikinci yarısında kaptan-ıderyalık ve sadrazamlık görevlerinde bulunmuş; özellikle denizcilikalanındaki başarıları ve kahramanlıklarıyla \"gâzi\" ünvanını almıştır.Cezayirli Gazi Hasan Paşa ülkenin birçok yerinde hayır eserleriinşa ettirerek onları vakıflarla desteklemiştir. Onun beş adet vakfiyesibilinmektedir. Bu vakfiyelere göre Hasan Paşa; İstanbul'da çok sayıdaçeşme, bir cami, mektep ve Kalyoncular kışlası, Vize, Limni, Sakız, İstanköyve Rodos'ta dinî ve sosyal yapılar inşa ettirmiştir. Vakfiyelerde, yukarıdasayılan yerlerden başka Çanakkale çevresinde de hayır eserleri yaptırdığıve bunlar için gelirler tahsis ettiği görülmektedir. Paşa'nın Çanakkalecivarındaki eserlerinin başında Nara burnunda yaptırdığı cami, tekke,hamam ve çeşmeler gelmektedir. Bunlardan başka Çanakkale (Kal'a-iSultaniye) şehri içinde iki çeşme, Kilitbahir'de bir çeşme, Ezine'ye bağlıSultanhisarı nahiyesinde bir cami, Yerkesiği'nde çiftlik, konak, hamamgibi binalar yaptırmıştır. Vakfa gelir getirmek üzere Gelibolu'da bir ev,Kilitbahir, Nara gibi yerlerde dükkanlar, Yerkesiği ve Kalabaklı civarındadeğirmenler tahsis etmiştir.Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın Çanakkale civarındaki yapılarındangeriye sadece Yerkesiği'ndeki harap konak ile Nara'da askeri alandakorunan iki çeşmenin kitabesi kalmıştır. Buna karşılık Nara'daki cami, tekke,hamam, Çanakkale şehrindeki ve Kilitbahir'deki çeşmeler ile Sultanhisarınahiyesindeki cami ile Yerkesiği çiftliği ve hamam gibi yapılar ortadankalkmıştır. Hasan Paşa'nın zaman zaman ikamet ettiği Yerkesiği'ndekikonak, kule tarzı mimarisiyle araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Bu tarzkule-ev yapıları özellikle Ege denizi çevresinde Ortaçağ'dan itibarengörülebilmektedir. Türk mimarisinde 15. yüzyıldan Manisa Sarayı'ndakikule ev bu türün erken örneklerindendir. Geç Osmanlı mimarisinde iseözellikle Batı Anadolu'da böyle yapılarla karşılaşılmaktadır.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Cezayirli Gâzi Hasan Paşa’nın Çanakkale Civarındaki Eserleri
    (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2016-10) Uysal, Zekiye
    Cezayirli Gazi Hasan Paşa Osmanlı döneminin ünlü devlet adamlarından biridir. Hasan Paşa 18. yüzyılın ikinci yarısında kaptan-ı deryalık ve sadrazamlık görevlerinde bulunmuş; özellikle denizcilik alanındaki başarıları ve kahramanlıklarıyla “gâzi” ünvanını almıştır. Cezayirli Gazi Hasan Paşa ülkenin birçok yerinde hayır eserleri inşa ettirerek onları vakıflarla desteklemiştir. Onun beş adet vakfiyesi bilinmektedir. Bu vakfiyelere göre Hasan Paşa; İstanbul’da çok sayıda çeşme, bir cami, mektep ve Kalyoncular kışlası, Vize, Limni, Sakız, İstanköy ve Rodos’ta dinî ve sosyal yapılar inşa ettirmiştir. Vakfiyelerde, yukarıda sayılan yerlerden başka Çanakkale çevresinde de hayır eserleri yaptırdığı ve bunlar için gelirler tahsis ettiği görülmektedir. Paşa’nın Çanakkale civarındaki eserlerinin başında Nara burnunda yaptırdığı cami, tekke, hamam ve çeşmeler gelmektedir. Bunlardan başka Çanakkale (Kal’a-i Sultaniye) şehri içinde iki çeşme, Kilitbahir’de bir çeşme, Ezine’ye bağlı Sultanhisarı nahiyesinde bir cami, Yerkesiği’nde çiftlik, konak, hamam gibi binalar yaptırmıştır. Vakfa gelir getirmek üzere Gelibolu’da bir ev, Kilitbahir, Nara gibi yerlerde dükkanlar, Yerkesiği ve Kalabaklı civarında değirmenler tahsis etmiştir. Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın Çanakkale civarındaki yapılarından geriye sadece Yerkesiği’ndeki harap konak ile Nara’da askeri alanda korunan iki çeşmenin kitabesi kalmıştır. Buna karşılık Nara’daki cami, tekke, hamam, Çanakkale şehrindeki ve Kilitbahir’deki çeşmeler ile Sultanhisarı nahiyesindeki cami ile Yerkesiği çiftliği ve hamam gibi yapılar ortadan kalkmıştır. Hasan Paşa’nın zaman zaman ikamet ettiği Yerkesiği’ndeki konak, kule tarzı mimarisiyle araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Bu tarz kule-ev yapıları özellikle Ege denizi çevresinde Ortaçağ’dan itibaren görülebilmektedir. Türk mimarisinde 15. yüzyıldan Manisa Sarayı’ndaki kule ev bu türün erken örneklerindendir. Geç Osmanlı mimarisinde ise özellikle Batı Anadolu’da böyle yapılarla karşılaşılmaktadır
  • [ X ]
    Öğe
    EDİRNE MÜZESİNDE BULUNAN GAZ LAMBALARI
    (2017) Uysal, Zekiye
    Odun ateşi ve çırayla başlayan yapay aydınlatma araçları tarihi, seramikten yağ kandilleri ve mumun bulunuşuyla devam eder. Orta Çağ’da seramik kandilin ve mumun yanında; Roma ve Bizans dönemlerinde camdan polikandilonlar görülür. İslam dünyasında ise camdan vazo tipli kandiller ün kazanır. Uzak Doğu’da Çin’in kendine özgü aydınlatma araçları arasında fenerler ayrı bir yer tutarlar. Bunlardan başka, gemici fenerleri ve özel günler için kullanılan mahya kandilleri de yapay aydınlatma araçları arasında sayılabilirler. Petrolün rafine edilmesinden sonra gaz yağıyla çalışan gaz lambaları da aydınlatma araçları içinde yerlerini alırlar. Bu lambaların ortaya çıkışı, yapay aydınlatma alanında devrim niteliğinde gelişmelerin yaşandığı 19. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu dönemde Avrupa ve Amerika’da geliştirilen gaz lambalarının “fitilli” ve “basınçlı” olmak üzere iki çeşidi bulunmaktadır. Bu lambalar son Osmanlı döneminde de özellikle şehirlerde yoğun biçimde kullanılmışlardır. Gaz lambalarının, Türkiye’de elektrik yaygınlaşıncaya, yani aşağı yukarı 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine kadar köylerde kullanımının devam ettiği bilinmektedir. Bunların fitilli modeli halk arasında en çok bilinen türdür. Bu aydınlatma araçlarının hazne kısımları seramik veya camdan yapılmakta ve süslenmektedir. Türkiye’de bu tip lambalarla özel koleksiyonlarda ve müzelerde karşılaşıyoruz. Bunlardan bir grup örnek de Edirne Müzesinde yer almaktadır. Bu makalede Edirne Müzesindeki on iki adet gaz lambası ele alınmıştır. Makalede Müzedeki bu lambaların incelenerek bilim dünyasına tanıtılması ve bu konudaki veri tabanına katkı sağlanması amaçlanmıştır. Bu amaçla literatür taramasının ardından Müzedeki örnekler çizim ve fotoğraflarla belgelenmişler ve değerlendirilmişlerdir. Edirne Müzesindeki lambalardan üçü seramik hazneli, dokuzu ise cam haznelidir. Bunlardan bazılarının bekleri (metal ayar aksamı) üzerinde yabancı markalar yer alır. Bunların ithal edildikleri anlaşılmaktadır. Seramik hazneli bir çift lamba da ithaldir. Lambalardan birisinin altındaki Paşabahçe markası; yerli lambalarında üretildiğini gösterir.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Edirne Üç Şerefeli Camii’nin Sıva Üzerine Kalemişi Süslemeleri
    (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2020-05-04) Uysal, Zekiye
    1437- 1447 yılları arasında Sultan II. Murat tarafından inşa ettirilmiştir. Cami’nin mimarı hakkında kesin bilgiler yoktur. Kitabelerde usta adı görülmemektedir. Bununla birlikte çeşitli yayınlarda mimar Muslihiddin ismi geçmektedir. Üç Şerefeli Cami, enine dikdörtgen harimde ikisi serbest altı ayağa oturan büyük merkezi kubbesi, bunun iki yanında ikişer küçük kubbe, anıtsal revaklı, şadırvanlı avlusu ve dört minaresiyle Osmanlı mimarisinde bir dönüm noktasıdır. Yapıda kalemişi bezemeler yoğun olmakla birlikte çini, renkli taş işçiliği ve mermer işçiliği de dikkati çeker. Bu çalışmada yapıdaki kalemişi süslemeler değerlendirilmiştir. Yapının kalemişi süslemeleri avlu revaklarının kubbelerinde, son cemaat yeri kubbelerinde ve harimdeki kubbelerde, kubbeye geçiş elemanlarının üzerinde yoğun bir biçimde uygulanmıştır. Ayrıca harimin kıble duvarında mihrap çevresinde ve altıgen baldakenin kemerleri üzerinde kalemişi süslemeler görülmektedir. Edirne Üç Şerefeli Cami’nin kalemişi süslemelerinin bir kısmı devrinin ana kompozisyonunu korumaktadır. Geçirdiği onarımlardan dolayı aralara barok, rokoko tarzı süslemeler karışmıştır. Üç Şerefeli Cami, Edirne’ye büyük zarar veren 1752 depreminde hasar görmüştür. Bu sırada minarelerin belli bir seviyeye kadar yıkıldığı, bazı kubbelerin çöktüğü bilinmektedir. Yapı ilk olarak 1763 yılında onarım geçirmiştir. Daha sonra 1893- 1895 yılların da da onarım görmüştür. Cumhuriyet döneminde ise 1930-1960’lı yıllardaki onarımların ardından 1991 yılında tekrar onarıma alınmış ve onarım çalışmaları 2019 yılında tamamlanmıştır. Bu çalışmalar sırasında barok süsleme büyük oranda kaldırılıp alttaki motif ve kompozisyonun üzerinden geçilerek yenilenmiştir. Aynı zamanda renklerin üzerinden de geçildiği için motifler yüzeyden kabarık bir hale gelmiştir.
  • [ X ]
    Öğe
    Ezine'nin Alemşah köyünde tarihî bir konak
    (2012) Uysal, Zekiye
    Çanakkale ilinin Ezine ilçesine bağlı Alemşah köyü bir tepenin yamacında yer alır. Köyde tarihî bir çeşme ve eski bir mezarlık ile birlikte Geç Osmanlı dönemine ait konak dikkati çeker. Hacı Hüseyin Ağa Konağı olarak bilinen yapı 2008 yılında tescil edilmiş olup harap durumdadır. Henüz hakkında hiç yayın yapılmamış olan Hacı Hüseyin Ağa Konağı ilk kez tarafımızdan incelenmektedir. Monografik nitelikteki bu makalede, geleneksel konut mimarisinin bir örneğinin tümüyle yok olmadan bilim çevrelerine tanıtılması amaçlanmıştır. Hacı Hüseyin Ağa Konağı, zemin katıyla birlikte iki katlıdır. Düzensiz duvarlara sahip bir avlunun içinde yer alır. Tipolojik bakımdan iç sofalı plan özelliği gösterir. Birçok geleneksel konutta zemin katta görülen ahır veya mutfak gibi işlevlere yer verilmeyerek bunlar avlu kenarına kaydırılmıştır. Tuvalet mekanı da avluda bulunmaktadır. Bu konumlandırma farklılığına karşılık, yapının zemin ve üst kat cepheleri diğer yörelerdeki evlerle benzerlik gösterir. Zemin kat taş malzeme kullanılarak yapılırken; üst kat duvarları çatma tekniği ve kısmen bağdâdî teknik kullanılarak yapılmıştır. Konağın giriş kapısının bulunduğu cephenin üst katının ortasında çıkma yer alır. Zemin kat, geleneksel konutların çoğunda görüldüğü gibi birkaç küçük pencerenin dışında masif cephelere sahiptir. Buna karşılık üst kat cephelerinde büyük boyutlu dikdörtgen pencereler yer alır. Bunlardan güney taraftakilerin bazıları sonradan kapatılmışlardır. Yapının doğu cephesinde çıkıntı yapan bölüm bir servis mekanıdır. Buna bitişik olarak üst kata çıkışı sağlayan dış merdiven özgün değildir. Sonradan yapılmıştır. Yapının zemin kat ve üst katı aynı plandadır. Her iki katın tavanı da tüm geleneksel konutlarda olduğu gibi ahşaptır. Zemin katta orta mekanın iki yanındaki birer oda kiler ve depo işlevi görmektedir. Üst kata çıkışı sağlayan merdivenin üstünde yatay kepenk (kapak) bulunur. Üst kat ortada sofa ve bunun iki yanında birer odadan oluşur. Bu odalarda birer ocak yer alır. Bunlardan kuzey taraftaki, iki kanatlı ve diğerlerine göre daha süslü kapısı, sedir ve çiçeklik gibi elemanlarıyla başoda olarak düzenlenmiştir. Yapının dekoratif unsurları kapı tokmakları, pencere parmaklıkları, üst katların kapı, dolap niş ve tavanlarındaki ahşap üzerine süslemeler, tavan göbekleri ve duvarlardaki şerit süslemeleridir. Boyutları, mekan sayısı, bezemelerin karakteriyle büyük kentlerde görülen konutlara göre daha taşra işi bir eser olup, onlara öykünen bir ağa konağı karakteri göstermektedir. Buna rağmen inşa malzemesi ve tekniği, cephe düzeni, plan ve dekoratif özellikleriyle Türk ev mimarisinin geleneksel çizgilerini taşır. Konağın inşa kitabesi yoktur. Bu nedenle kesin inşa tarihî belli değildir. Fakat, mimari ve bezeme özelliklerinin yanında; konağın sahibi olan ailenin mezar taşlarındaki tarihleri dikkate alarak 19. yüzyılda inşa edildiğini düşünüyoruz.
  • [ X ]
    Öğe
    GLASS BRACELETS UNEARTHED IN THE SAMSAT EXCAVATIONS
    (E.U. Printing And Publishing House, 2020) Uysal, Zekiye
    Samsat (Samosat), has been submerged under the Ataturk Dam today, served as the capital of the Kingdom of Commagene.It is known that the city still remained to be an important settlement, after it was conquered by the Romans. Samsat was conquered by Muslims toward the end of the 7th century.In the following centuries, the city, which was alternately ruled by the Ummayads, the Abbasids, and the Byzantines, was seized by the Seljuk emirates in the middle, of, 12th century. Then it was chronologically reigned by the Ilkhanids, the Dulkadirians, and the Ottomans. The ruins of the city, referred to as Sumeysat in the Islamic sources, were studied by various researchers before it was submerged under the dam. However, its archaeological significance was well understood in the course of the rescue excavations. The site was excavated by Prof. Nimet Ozguc and her crew between 1978 and 1989. A great variety of finds, such as ceramic, metal, and glass objects, which were dated to the Medieval Age, were unearthed. The present paper studies the bracelets as glass finds. Because the stratigraphic details concerning the glass finds in the published excavation reports, books, and museum records are not adequate enough, stylistic and technical characteristics of the finds were operationalized to identify the' origin and dating of the bracelets. 22 pieces among the numerous bracelets, recovered in Samsat, were catalogued for the purpose of the study. The bracelets can be grouped into five categories, i.e. twisted, flat, grooved, parallel-thread, and painted. They were mainly, defined in two techniques: trail decorated with seamed body (lif sarma) and rod spinning (halka cevirme) with seamless body. The used colors are black in the painted bracelets and blue, green, and their shades in the other types.The painted bracelets, made by enameling glass, were dated to the Byzantine Period, i.e. 10th-12th century.No precise dating of the grooved, flat, and spun bracelets could be performed.No kilns were observed in the Samsat excavations, but a great many glass chunks, suggesting glass-focused production, were recovered. Due to the rich profusion of the glass finds and the presence of the glass chunks, Samsat should be listed among the Medieval glass production centers.
  • [ X ]
    Öğe
    Osmanlı Çini Sanatında Bahar Dalı Kompozisyonları (16.-17. Yüzyıl)
    (2023) Çakır, Dilek; Uysal, Zekiye
    Osmanlı kültür tarihinde, 16. ve 17. yüzyıllar süsleme sanatları açısından çeşitli değişimlerin yaşandığı devirlerdir. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman Döneminde sarayın nakkaşbaşısı olan Karamemi’nin oluşturduğu naturalist üsluptaki çiçekler, bitkisel süslemenin niteliğinde önemli bir farklılık meydana getirmiştir. Bahçe çiçeklerinden olan lale, karanfil, gül, sümbül, süsen gibi motiflerin yanı sıra, naturalist üslubun önemli motiflerinden biri olan bahar açmış meyve ağacı veya kompozisyondaki durumuna göre bahar açmış ağaç ya da bahar dalları diye de adlandırılan motif de çini sanatı başta olmak üzere birçok el sanatları üzerinde karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızın konusunu, Osmanlı yapıları üzerinde görülen ve söz konusu yüzyıllara tarihlenen çinilerdeki bahar dalı kompozisyonları oluşturmaktadır. Motif, duvar çinilerinde çeşitli boyut ve düzenlemeler içinde işlenmiş, kompozisyonlar cami başta olmak üzere, saray, türbe, kasır, hamam ve kütüphane gibi yapıların hem içinde hem de dışında kullanılmıştır. Çiniler, yapıların duvarlarındaki panolarda, mihrapların niş ve köşeliklerinde, minber köşkünde, panoların ve pencerelerin köşelikleri ile pencere ve kapı alınlıklarında yer almaktadır. Ancak çiniler üzerindeki bahar dalı kompozisyonlarının topyekün ele alınarak değerlendirilmediği dikkat çekmektedir. Çalışmada bu dönemlere ait çini bezemelerinde bahar dalı motifinin görüldüğü 29 yapı incelenmiş, bunlarda motifin farklı kompozisyonlarına sahip 52 örnek tespit edilmiştir. Bazı yapılarda aynı kompozisyona sahip eş panolar yer almaktadır. Amacımız genel hatlarıyla ağaç ve dal olarak sınıflandırdığımız bahar dalı motifinin tasarım özelliklerini ve kompozisyon çeşitliliğini tespit edip değerlendirmektir.
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Pulat Tepsilere Yeni Bir Örnek
    (Selcuk Univ, Fac Letters, 2024) Uysal, Zekiye; Çakır, Dilek
    18. yüzyıldan itibaren Türk sanatında görülmeye başlanan batı etkileri 19. yüzyılda da devam etmiştir. Söz konusu bu yüzyıllar bir yandan batı etkisinin gözlendiği, bir yandan da geleneksel sanat ve zevkin devam ettiği yüzyıllardır. Bu dönemde Osmanlı sosyal yaşamına batıdan bazı eşyalar girer. Bu eşyalar arasında pulat tepsiler de yer almaktadır. Kelime anlamı çelik olarak tanımlanan bu tepsilerin bilinen, yayınlanmış örnekleri sınırlı sayıdadır. Bunlardan biri de Çanakkale’de ikamet eden bir kişinin özel koleksiyonunda yer almaktadır. İlk kez tanıtılan bu tepsi İstanbul panoramasına sahiptir. Tepsi üzerinde Pera’dan Sarayburnu’na bakış resmedilmiştir. Metal kulplu ve oval bir şekle sahip olan tepsi çelik malzemelidir. Kenar kısmı zeminden yüksektir. Tepsinin eni 42,2 cm., boyu 53 cm. dir. Tepsinin üzerinde herhangi bir tarih veya imza yer almamaktadır. Çalışmada tepsimiz yayınlanmış diğer tepsi örnekleri ile mukayese edilmiş ayrıca manzara içerisinde yer alan yapılar fotoğraf, gravürler, duvar resmi ve tablolar eşliğinde incelenerek karşılaştırmalı şekilde değerlendirilmiştir. Bunların yanında tepside görülen süsleme özellikleri, yapım tekniği ve malzeme gibi konular açıklanmaya çalışılmıştır.
  • [ X ]
    Öğe
    SAMSAT KAZILARINDA BULUNAN CAM KANDİLLER
    (2019) Uysal, Zekiye
    Geçmişi M.Ö. 4. binlere kadar inen Samsat; birçok uygarlığınizlerini taşır. Bir süre Komagene Krallığına başkentlik eden kent; Romave Bizans egemenliğinin ardından Müslümanlar tarafından fethedilir. 7.yüzyıldan 11. yüzyıl sonlarına kadar Bizans ve İslam devletleri arasındael değiştiren şehirde, 12. yüzyılda Selçuklu egemenliği başlar. Artuklu,Zengî ve Eyyûbî idarelerinin ardından Dulkadırlı ve Osmanlı devirleriniyaşayan Samsat, günümüzde Atatürk baraj gölünün altında kalmıştır.Burada baraj inşaatı nedeniyle yapılan arkeolojik kurtarma kazılarındaçok sayıda cam buluntu ele geçmiştir. Bunlar arasında cam kandillerönemli bir grup oluştururlar. Bu makalede, Adıyaman Müzesi’ndekorunmakta olan Samsat cam buluntuları arasından seçilmiş 20 adetcam kandil parçası ele alınmıştır. Geç Roma – Erken Bizans devrindenitibaren tarihlendirilebilen cam kandillerin çoğu Bizans ve Ortaçağİslam dönemlerinden kalmışlardır. Bunlar kazının I, II ve III.tabakalarında bulunmuşlardır. Bir örneğin dışında kandillerin tümükırıktır. Serbest üfleme tekniğinde yapılan kandillerde şeffaf renksizcamın yanı sıra kobalt mavisi, yeşilimtırak ve nefti yeşil renkte camlarda kullanılmıştır. Ele geçen kandillerde hiç bezeme görülmez. Bunlartipolojik açıdan; bardak biçimli, kulplu kâse gövdeli, çubuklu, vazobiçimli, omuzlu ve yumurta biçimli olmak üzere altı gruba ayrılırlar.Bunlardan bardak tipli parça Roma veya Erken Bizans dönemine;içi boş çubuklu bir kandil parçası ise Erken Bizans dönemine aittir.Boğumlu çubuklu kandiller, kâse tipliler ile ucu bilyeli-çubuklukandiller hem Bizans hem de Ortaçağ İslam döneminde görülürler.Buna karşılık vazo tipli ve omuzlu kandil örnekleri İslamî dönemdenkalmışlardır. Diğerlerinden farklı olarak yumurta tipli kandiller sadeceSamsat kazılarında bulunmuşlardır. Bunlar, bulundukları arkeolojik tabaka açısından 12-13. yüzyıllara ve Selçuklu devrine verilebilirler.Kazılarda ele geçen bir grup kulpun cam kandillere ait olduklarınıdüşünüyoruz.
  • [ X ]
    Öğe
    Tarihi kaynaklara göre Anadolu Selçuklu devri camcılığı
    (2009) Uysal, Zekiye
    Anadolu’da Antik dönemden itibaren camın varlığı bilinmektedir. Roma ve Bizans devri camları üzerine birçok yayın bulunmasına karşılık; Selçuklu camcılığı hakkındaki bilgilerimiz son derece sınırlıdır. XII.-XIII. yüzyıllara ait Selçuknâmeler, minyatürlü yazmalar ve vakfiyeler gibi tarihî kaynaklarda doğrudan cam üretimine yönelik bilgiler yoktur. Bu kaynaklarda geçen camcılıkla ilgili meslek isimleri ve cam kapların kullanıldığını gösteren dolaylı bilgiler; Anadolu Selçuklu döneminde de camcılığın varlığına işaret etmektedir. Bu açıdan İbn Bibi’nin Selçuknâmesi, Sahip Ata’nın Sivas Gök Medrese vakfiyesi ve Konya İmaret vakfiyesi ilginç ipuçları vermektedir. Ayrıca Kubad-Abad Sarayı kazılarında ele geçen cam tabak üzerindeki kitabede II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in adının geçmesi, Selçuklu sarayı için cam kapların üretildiğini ortaya koyar. Anadolu’da resimlendikleri anlaşılan bazı yazmalardaki minyatürlerde cam kapların yer alması da Selçuklu devrinde bu tür eşyaların üretildiği görüşünü desteklemektedir.
  • [ X ]
    Öğe
    The Glass-Work of the Anatolian Seljukid Period according to Historical Sources
    (Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, 2009) Uysal, Zekiye
    The existence of glass has been known since the Antique period in Anatolia. Although there is so much literature on the glass of Roman and the Byzantine period, our knowledge about that of Seljuk is very limited. There is no direct information on glass production in historical sources such as Selçuknâme, manuscripts and vakfiye of the 12th and 13th century. But the indirect information related to the use of glass objects and profession names concerning glass production that are present in these sources indicates the existence of glass in the period of Anatolian Seljuks. From this point of view, Selçuknâme of İbn Bibi, Sivas Gök Medrese Vakfiye of Sahip Ata and Konya İmaret Vakfiyesi provide interesting clues. Moreover, the name “Gıyaseddin Keyhüsrev II” in the inscription on the glass plate found in Kubad Abad Palace excavations, shows that the glass objects were produced for the Seljuk Palace. Glass objects in some manuscripts on the miniatures found out to be painted in Anatolia support the idea that these objects must have been produced in the Seljuks period
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Topkapı Sarayında III. Ahmet Kütüphanesi ve Çini Bezemeleri
    (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2019-04-30) Uysal, Zekiye
    İstanbul’un fethinden bir süre sonra Sultan II. Mehmet tarafından yaptırılan Topkapı Sarayı (M.1458-1478); 19. Yüzyıl ortalarına kadar diğer sultanların eklettikleri binalar ve onarımlarla son şeklini almıştır. Saraya yeni bölümler yaptıran sultanlardan birisi olan III. Ahmet (M.1703-1730), harem bölümüne bir yemiş odası ve üçüncü avluya bir kütüphane inşa ettirmiştir.Osmanlı tarihi içinde onun saltanat dönemi “Lâle devri” olarak tanınır. Bu dönemin önde gelen örneklerinden olan III. Ahmet Kütüphanesi’nin mimarının Beşir Ağa olduğu ileri sürülür.Üçüncü avludaki Havuzlu köşkün yerine yaptırılan kütüphane (H.1131/M.1719); bodrum kat üzerine oturan kubbeli sofa ve buna açılan üç eyvandan oluşur.Giriş kanadında üç bölmeli bir revak ve revakın cephesine bitişik bir çeşme ve revakın orta kısmına bakan küçük boyutlu ikinci bir çeşme yer alır. Yapı M.1856 yılındaki Enderun yangınında hasar görmüş, yangından sonraki onarımda giriş cephesinde bazı değişiklikler yapılmıştır. Kütüphanenin bu yangından önceki görünümü Levnî’nin minyatürlerinde, Bartlett’in gravüründe ve bir tabloda izlenebilmektedir. Cumhuriyet döneminde 1924-1999 yılları arasında birkaç kez onarılan yapı, en son 2014-2018 yılları arasında restore edilmiştir. III. Ahmet Kütüphanesi; Osmanlı köşk tiplerinden ilham alan bodrum katlı planı, mermer malzemeyle kaplı anıtsal cepheleri, ilginç çeşme yapılarıyla ilişkilendirilmiş revakı; zengin alçı (ştuko) ve çinilerle bezeli iç mekanları, sedef kakmalı pencere kepenkleri, üst sıra pencerelerinin revzenleri ve iç mekanda mermer sütunlar, başlıklar ve bunların üst kısımlarındaki plastik ögeleriyle Lâle devrini en gösterişli biçimde yansıtan yapılardan birisidir. Fakat iç cepheleri tavana kadar kaplayan çinilerin Lâle devrinden önceye ait yapılardan getirildikleri bilinmektedir. Bu çinilerin büyük çoğunluğu 17. yüzyıl ilk yarısına tarihlenebilirler. Bir grup çini ise üslûp açısından 17. yüzyılın ikinci yarısına verilebilirler. Lâle devrinin simge yapılarından birisi olan III. Ahmet Kütüphanesi’nde Klâsik üsluptaki çinilerin kullanılması ilginç bir tezat oluşturmaktadır.
  • [ X ]
    Öğe
    Topkapı Sarayındaki III. Ahmet Kütüphanesi’nin Alçı Bezemeleri
    (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2019) Uysal, Zekiye
    İstanbul’daki Topkapı Sarayı; Fatih namıyla anılan Sultan II. Mehmet tarafından M.1458 – 1478 yılları arasında Sarayburnu mevkisinde yaptırılmıştır. Bir sur ile çevrili olan ve arka arkaya sıralanmış avlulardan oluşan bu saray, II. Mehmet’ten sonra gelen Osmanlı hükümdarlarının yaptırdıkları bölümler ve köşklerle son şeklini almıştır. Bunlar arasında Sultan III. Ahmet’in yaptırdığı bölümler de yer alır. Osmanlı tarihinde III. Ahmet dönemi (M.1703-1730) “Lâle Devri” adıyla ünlenmiştir. Onun, sarayın harem bölümünde yaptırdığı Yemiş Odası ile Enderun Meydanı denilen III. Avluda yaptırdığı kütüphane, Lâle Devri üslubunu yansıtan eserlerin başında gelirler. Kütüphane, Enderun meydanındaki Havuzlu köşkün yerine M.1719 yılında yaptırılmıştır. Mimarının şehremini Beşir Ağa olduğu ileri sürülmüştür. Bir bodrum kat üzerine sofalı ve üç eyvanlı planda inşa edilen kütüphanenin giriş cephesinde merdivenle çıkılan bir revak bulunur. Dış cepheleri tamamen mermerle kaplı olan yapının iç duvarları zengin çinilerle kaplıdır. Sofa kubbesi ile eyvanların tonoz yüzeylerinde ise çok zengin alçı bezeme dikkati çeker. Yapının çini bezemeleri hakkında yayınlar bulunmakla birlikte; alçı bezemeleri üzerinde yeterince araştırma yapılmamıştır. Bu nedenle hazırladığımız makale 2015 ve 2018 yıllarındaki araştırmalarımıza dayanmaktadır. Kütüphanenin günümüze kadar geçirdiği restorasyonlara rağmen özgün niteliğini koruduğu anlaşılan alçı bezemede özellikle natürmort kabartmalar göz alıcıdır. Osmanlı devri Türk sanatında malakârî olarak tanımlanan alçak kabartma alçı tezyinatın önce Edirne’de ortaya çıktığı, 18. yüzyılın başlarından itibaren İstanbul ve diğer merkezlere yayıldığı görüşü hâkimdir. Fakat bu görüş tartışmaya açıktır. III. Ahmet Kütüphanesi’ndeki alçı bezemede; desenlerin çoğu, malakârînin aksine yüksek kabartma olarak yapılarak üzerleri kalem işi tarzında boyanmıştır. Alçak kabartma bezemeler ise malakârî tekniğinde yapılmışlardır. Bu düzenlemenin özgün olduğunu düşünüyoruz. Ancak burada üzerinde durulması gereken husus bezemede uygulanan malzeme ve tekniktir. Çoğu araştırma ve yayında alçı süsleme, malakârî işçilik gibi yuvarlak ifadelerle geçiştirilen süsleme tekniği yakından incelendiğinde, basit alçı malzeme ve malakârî tekniğin ötesinde bir durumla karşılaşılmaktadır. Bu ayrıntının ancak restorasyon aşamalarında sıva raspası ve malzeme analizleri sırasında fark edilebildiğini de vurgulamak gerekiyor. Restorasyon aşamasında yakından görme imkanı bulduğumuz, kubbe ve tonozları kaplayan alçının içerisinde, dayanıklılığı artırıcı keten liflerinin bulunduğu dikkati çekmektedir. Bu ayrıntı, yapıdaki alçı bezemenin Batılıların “stuc/ stucco” adını verdikleri işçiliğe benzediğini göstermektedir. Ayrıca yüksek kabartmanın aplikasyonu için tonoz ve kubbe yüzeyine çivi ve kabaralar çakıldığı görülmüştür

| Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi | Kütüphane | Açık Erişim Politikası | Rehber | OAI-PMH |

Bu site Creative Commons Alıntı-Gayri Ticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile korunmaktadır.


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Çanakkale, TÜRKİYE
İçerikte herhangi bir hata görürseniz lütfen bize bildirin

DSpace 7.6.1, Powered by İdeal DSpace

DSpace yazılımı telif hakkı © 2002-2026 LYRASIS

  • Çerez Ayarları
  • Gizlilik Politikası
  • Son Kullanıcı Sözleşmesi
  • Geri Bildirim