Yazar "Karadağ, Volkan" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 2 / 2
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Cystic Echinococcosis Cases: A Retrospective Evaluation in a General Surgery Department(KLİMİK (Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği), 2024) Gökçe, Oruç Numan; Alkan, Sevil; Karadağ, VolkanObjective: Cystic echinococcosis (CE) caused by the larval stage of the Echinococcus granulosus parasite is a global health problem. This study aimed to assess cases of CE admitted to our General Surgery Department retrospectively, as there is no known similar publication concerning surgical treatment of abdominal cystic echinococcosis in & Ccedil;anakkale province. Materials and Methods: We analyzed laboratory and radiological findings alongside clinical and demographic features, treatments, and outcomes of cases undergoing surgical treatment for abdominal cystic echinococcosis in our department between 2012 and 2022. Results: Among the 37 cases reviewed, the mean age was 45.59 +/- 7.1 years, and 19 (51.35%) were female. While the majority (54.05%) were from urban districts, only 37.84% were involved in animal husbandry and agriculture. Most common complaint was abdominal pain (67.57%), with an average symptom duration of 4.3 +/- 1.02 months. The diagnosis was confirmed by visualization of the cuticular membrane through pathological examination. E. granulosus IHA testing yielded positive in 29 cases. Spleen involvement was seen in 3 (8.11%) cases and isolated liver involvement in 34 (91.89%) cases. Gharbi type III cysts (n=15) were the most frequent. The average cyst size was 106.32 mm (range 50-200); 29 cases had solitary cysts, six had double cysts, and one had triple and quadruple cysts. Cystotomy with capitonage and laparoscopic pericystectomy were performed in 30 cases and seven cases, respectively. Our recurrence rate was low (2.7%). Early and late complications developed in 12 (32.43%) cases. Conclusion: Abdominal pain was the primary presenting symptom; radiology is valuable in diagnosis. Occupation in agriculture or animal husbandry is not the main risk factor in our region. Surgical interventions have favorable outcomes with low recurrence rates, particularly laparoscopic pericystectomy.Öğe Primer hiperparatiroidide minimal invaziv paratiroidektomi sonrası gelişebilecek hipokalsemilerin sınıflandırılması ve risk faktörlerinin belirlenmesi(Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2025) Karadağ, Volkan; Çetin, KenanGiriş ve Amaç: Minimal invaziv paratiroidektomi (MİP), primer hiperparatiroidizm (PHPT) tedavisinde geleneksel boyun eksplorasyonu yerine uygulanan güncel bir cerrahi yaklaşımdır. MİP sonrası gelişebilecek hipokalsemi, heterojen klinik tablolara yol açabilir. Bu çalışmada, hipokalseminin klinik alt tiplerinin sınıflandırılması ve her biri için risk faktörlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, postoperatif dönemde PTH düşüklüğüyle seyreden ancak klinik olarak asemptomatik olan yeni bir hipokalsemi formu olan "süpresif hipoparatiroidi" tanımı literatüre kazandırılmak istenmiştir. Materyal-Metod: Kasım 2020 – Aralık 2024 tarihleri arasında MİP uygulanan ve preoperatif lokalizasyonla adenomları saptanan PHPT hastaları retrospektif olarak değerlendirildi. Demografik özellikler, biyokimyasal parametreler, kemik mineral yoğunluğu, adenom ağırlığı ve postoperatif hipokalsemi bulguları karşılaştırıldı. Hastalar, "süpresif hipoparatiroidi" ve "aç kemik sendromu (AKS)" gelişimine göre gruplandırıldı. Bulgular: Toplam 126 hasta değerlendirildi. Süpresif hipoparatiroidi gelişen hastalarda preoperatif serum kalsiyum düzeyi daha yüksek (p=0,007), fosfor düzeyi daha düşük (p<0,001) ve femur boyun T-skorları anlamlı şekilde daha yüksekti (p=0,03). Multivaryant analizde düşük fosfor düzeyi (OR: 0,21; %95 GA: 0,05–0,85; p=0,029) ve yüksek femur T-skoru (OR: 2,10; %95 GA: 1,22– 3,62; p=0,008) süpresif hipoparatiroidi için bağımsız risk faktörleri olarak saptandı. AKS gelişen hastalarda ise preoperatif PTH (p<0,001), ALP düzeyleri (p=0,01) ve adenom ağırlığı (p=0,03) daha yüksek, femur T-skorları ise daha düşüktü (p=0,02). Yalnızca yüksek preoperatif PTH düzeyi AKS gelişimi için anlamlı bağımsız belirteçti (OR: 1,006; %95 GA: 1,00–1,01; p=0,009). Sonuç: MİP sonrası hipokalsemi tek bir klinik antite olarak değerlendirilemez. Bu çalışmada tanımlanan süpresif hipoparatiroidi, postoperatif dönemde PTH düşüklüğü ile seyreden ancak klinik olarak hafif semptomatik ya da asemptomatik hastalar için özgün bir alt kategoridir. AKS ise daha agresif biyokimyasal bozukluklarla karakterizedir. Bu iki tablonun ayrıştırılması, postoperatif yönetimi ve hasta takibini kolaylaştırabilir.











