Yazar "Parlak, Cengiz" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 16 / 16
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe 15. YÜZYILDAN 20. YÜZYILA GÜMÜLCİNE’DE BİR OSMANLI EĞİTİM KURUMU OLARAK AHİ ALİ (SOHTALAR/SOFTALAR) MEDRESESİ VE ZAVİYESİ EVKÂFI(2025) Parlak, CengizOsmanlı Devleti Rumeli topraklarına yerleşmeye başladıktan sonra buralarda kalıcı olabilmek için Anadolu’dan Müslüman-Türk iskânı gerçekleştirirken, vakıflar aracılığıyla da dinî, içtimai, iktisadi kurum ve yapıları inşa etmiştir. 14. yüzyılın ikinci yarısında ilk fethedilen yerlerden biri olarak Gümülcine’de de iskân süreci başlamış, 15. yüzyıl içerisinde vakıflar sayesinde şehirde cami, mescit, zaviye, tekke ve medrese gibi toplumun ihtiyacı olan yapılar artmıştır. Şehirdeki ilk medrese 1455 yılında Ahi Ali tarafından vakıf kurulmak suretiyle inşa edilmiştir. Döneminde şehrin varlıklı kişilerinden olduğu anlaşılan Ahi Ali, adını medreseye verdiği gibi, Börkçüler Zaviyesi’ne de maddi ve manevi anlamda katkıda bulunmuş ve 16. yüzyılda bu zaviye onun adıyla bilinir olmuştur. Böylece medrese ve zaviye birlikte anılmıştır. Medrese ve zaviye, Osmanlı Devleti Gümülcine üzerindeki idaresini kaybettiği 20. yüzyılda dahi varlığını sürdürmüştür. Türkiye ve Yunanistan arşivlerindeki belgeler ve defterler sayesinde Ahi Ali’nin kökeni, onu vakıf kurmaya yönelten dinî ve dünyevi sebepler, vakfettiği menkul ve gayrimenkuller, özellikle 19. yüzyıldan itibaren Gümülcine ahalisi tarafından vakfedilen nukûdların muhasebesi ve medrese için yapılan harcamalar tespit edilmiştir. 20. yüzyılda özellikle Yunanistan idaresinde iken tutulan kayıtlar sayesinde, vakfın menkul ve gayrimenkullerine ve gelirlerine, medresede bulunan kitaplarına ve de eşyalarına dair bilgilere ulaşılmıştır. Bütün bunlarla birlikte Ahi Ali’nin 18. yüzyıldan itibaren Gümülcine’deki yönetici kesim ve ahalisi tarafından nasıl tanındığı ve anıldığı kısmen de olsa açıklanmaya çalışılmıştır. Böylece Gümülcine’nin ilk medresesi kuruluşundan 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar imkânlar ve veriler neticesinde araştırılıp incelenmiştir.Öğe Çanakkale merkeze gelen Selanik bölgesi mübadilleri(Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2007) Parlak, Cengiz[No Abstract Available]Öğe Çanakkale merkeze ve ilçelerine yerleştirilen Giritli mübadil göçmenler(Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2012) Parlak, Cengiz[No Abstract Available]Öğe Çanakkale Merkeze ve İlçelerine Yerleştirilen Giritli Mübâdil Göçmenler(2012) Parlak, CengizGiritten Türkiyeye göçler Lozan Görüşmeleri sırasında, 30 Ocak 1923te imzalanan Mübâdele Protokolüyle düzenli bir şekilde yapıldı. Mübâdele Protokolü çerçevesinde 1923 yılı Kasım ayında nüfus değişimi başladı. Mübâdele çerçevesinde Çanakkale ve çevresinde iskân edilmek üzere Giritli mübâdiller deniz yoluyla bölgeye getirildiler. Girit mübâdilleri Çanakkale merkez, Ayvacık ve Küçükkuyu bölgelerine yerleştirildiler. Mübâdillere Türk Devleti tarafından iskân bölgelerinde tarım arazileri ve ticarethâneler verildi. Bu gayrimenkullerde ziraat yapıp ve ticaretle meşgul olan Giritli mübâdiller, yeni vatanlarında yaşamlarını sürdürmeye başladılar.Öğe Girit'ten Çanakkale'ye göçler(Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2004) Parlak, Cengiz; Atabay, MithatIV ÖZET Girit, Doğu Akdeniz'in Kıbrıs'tan sonraki en büyük adası olup, stratejik bir öneme sahiptir. Deniz ticaretinde önemli bir yere sahip olan, Venediklilerin elinde uzun süre kalan ada, 1645'te başlayıp 1669'a kadar süren bir savaş sonucunda Osmanlı Devleti 'nin eline geçmişti. Ada halkı Osmanlı Devleti idaresinde sakin bir yaşam sürdürdü. 1829 yılında Büyük devletlerin girişimiyle Mora yarımadasında kurulan Yunan Krallığı sonrasında Girit'i bu krallığa bağlamak isteyen Yunanlı milliyetçilerin girişimleriyle isyanlar çıktı. Ûk isyan 1831 yılında patlak verdi. Bu isyanı Mehmet Ali Paşa bastırdı. 1866 yılında çıkan ve tüm adayı kapsayan ikinci isyan sonucunda Osmanlı Devleti adada idari bazı düzenlemeler yapmak zorunda kaldı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nı firsat bilen Girit'teki Yunan milliyetçileri tekrar isyan çıkardılar ve bu isyandan sonra Halepa Sözleşmesi imzalanarak Girit'in yönetimi yeniden düzenlendi. Girit'te 1895'te başlayan karışıklıklar 1897'de Büyük devletlerin araya girmesiyle Girit'e muhtariyet verilmesiyle sonuçlandı ve Girit'ten Osmanlı Devleti'nin çeşitli bölgelerine göçler yaşandı. E. Meşrutiyet'in ilânını firsat bilen Girit Meclisi, adanın Yunan Krallığı'na ilhakım onayladı. Osmanlı Devleti bu karan protesto etmekle yetindi. Balkan Savaşları sonunda imzalanan Londra (30 Mayıs 1913) ve Bükreş (10 Ağustos 1913) Antlaşmalarıyla Girit adası resmen Osmanlı Devleti'nin elinden çıktı. Girit'ten Türkiye'ye göçler Lozan Görüşmeleri sırasında, 30 Ocak 1923'te imzalanan Mübadele Protokolüyle düzenli bir şekilde yapıldı. Mübadele Protokolü çerçevesinde 1923 yılı Kasım ayında nüfus değişimi başladı. Mübadele çerçevesinde Çanakkale ve çevresinde iskan edilmek üzere Giritli mübadiller deniz yoluyla bölgeye getirildiler. Girit mübadilleri daha çok Çanakkale merkez, Ayvacık ve Küçükkuyu bölgelerine yerleştirildiler. Zeytincilik ve el sanatları ile yaşamlarını sürdürmeye başladılar.Öğe GÜMÜLCİNE'DE KURULMUŞ OLAN DEFTERDAR AHMED EFENDİ VAKFI (XVII-XVIII. YÜZYILLAR)(2015) Parlak, CengizXIV. yüzyılın ikinci yarısında akıncı beyi Gazi Evrenos Bey tarafından Osmanlı Devletinin hâkimiyetine alınan Gümülcine şehri, Rumeli ve Balkanların fethedilmesi aşamasında uç merkezi olarak da kullanılmıştır. Günümüzde Yunanistan sınırları içinde kalan Gümülcinede XVI. yüzyılın son çeyreğinde hayır amacıyla kurulan Defterdar Ahmed Efendi Vakfı, şehre cami, medrese, mektep, kütüphaneve darüşşifa gibi hayrî eserlerden oluşan bir külliye kazandırmıştır. Ayrıca bu hayrî eserlerin yaşayabilmesi için vakıf tarafından han, hamam, odalar ve imalathaneler inşa ettirilmiş ve vakfın sahip olduğu nakit paralar, Gümülcine ile çevresindeki kasaba ve köylerde yaşayan Müslim ve gayrimüslim reayaya kredi olarak kullandırılmıştır. Bütün bu hayrî ve iktisadî faaliyetler, Defterdar Ahmed Efendi Vakfını Gümülcinenin önde gelen vakıflarından biri yapmıştır. Biz de makalemizde vakfı kuran Defterdar Ahmed Paşanın yöneticilik hayatını ve vakfın Gümülcine şehrine dinî, toplumsal, iktisadi ve eğitim alanlarında sağladığı katkıları açıklamaya çalışacağız.Öğe GÜMÜLCİNE’DE KURULMUŞ OLAN DEFTERDAR AHMED EFENDİ VAKFI (XVII-XVIII. YÜZYILLAR)(Trakya Üniversitesi, 2015) Parlak, CengizXIV. yüzyılın ikinci yarısında akıncı beyi Gazi Evrenos Bey tarafından Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine alınan Gümülcine şehri, Rumeli ve Balkanların fethedilmesi aşamasında uç merkezi olarak da kullanılmıştır. Günümüzde Yunanistan sınırları içinde kalan Gümülcine’de XVI. yüzyılın son çeyreğinde hayır amacıyla kurulan Defterdar Ahmed Efendi Vakfı, şehre cami, medrese, mektep, kütüphaneve darüşşifa gibi hayrî eserlerden oluşan bir külliye kazandırmıştır. Ayrıca bu hayrî eserlerin yaşayabilmesi için vakıf tarafından han, hamam, odalar ve imalathaneler inşa ettirilmiş ve vakfın sahip olduğu nakit paralar, Gümülcine ile çevresindeki kasaba ve köylerde yaşayan Müslim ve gayrimüslim reayaya kredi olarak kullandırılmıştır. Bütün bu hayrî ve iktisadî faaliyetler, Defterdar Ahmed Efendi Vakfı’nı Gümülcine’nin önde gelen vakıflarından biri yapmıştır. Biz de makalemizde vakfı kuran Defterdar Ahmed Paşa’nın yöneticilik hayatını ve vakfın Gümülcine şehrine dinî, toplumsal, iktisadi ve eğitim alanlarında sağladığı katkıları açıklamaya çalışacağız.Öğe Harp Ceridelerine Göre Çanakkale Muharebelerinde 13. Alay(Kültür ve Turizm Bakanlığı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı, 2025) Parlak, Cengiz; Yılmaz, Fatih; Usta, Onur; Savaş, Serpil[No abstract available]Öğe Harp Ceridelerine Göre Çanakkale Muharebelerinde 47. Alay(Kültür ve Turizm Bakanlığı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı, 2025) Parlak, Cengiz; Gürkan, Mert; Borlat, Barış; Özmen, Emre[No abstract available]Öğe İÇTİMAÎ VE İKTİSADÎ YÖNLERİYLE İPSALA NAHİYESİ (XV. YÜZYILIN İKİNCİ YARISI)(2021) Parlak, Cengizİpsala, eski çağlardan itibaren Meriç geçidini denetleyen yerleşim noktalarından biridir. Osmanlıların XIV. yüzyılın ikinci yarısının başlarında Rumeli’de ilk fethettiği yerlerden biri olan İpsala, XV-XVI. yüzyıllarda seferler esnasında Rumeli kuvvetlerinin toplanma bölgesi olarak da kullanılmıştır. XV. yüzyıldan itibaren nahiyenin idarî yapısının oluşumunu tamamladığı ve aynı yüzyılın ikinci yarısında ise yerel yönetim, güvenlik ve toplumsal açıdan geliştiği görülmektedir. 1450’li yıllardaki mahalle sayısını ve nüfus yapısını 1480’li yıllarda da koruyan nahiye merkezi, taşra iskân birimleriyle de etkileşime girip içtimaî ve iktisadî ağlar kurmuş ve bir hinterlant oluşturmuştur. Böylece merkezdeki ve taşradaki iktisadî faaliyetler, devletin vergi gelirleri elde etmesini sağlamıştır. Bu gelirlerin çoğunluğu, Osmanlı Devleti’nin askerî teşkilatının esasını oluşturan timar sistemine aktarılmıştır. Ayrıca vakıflar aracılığıyla da İpsala’da sosyal ve ekonomik bir hayat kurulmuştur. Çalışmamızda İpsala nahiyesinin XV. yüzyılın ikinci yarısındaki bu gelişimini ayrıntılarıyla, XVI. yüzyılın başlarındaki durumunu ise kısmen açıklamaya çalışacağız.Öğe SELANİK MEVLEVÎHÂNESİ (EVKÂFI VE YÖNETİM SORUNLARI)(2019) Parlak, CengizXVII. yüzyılın başında Ekmekçizâde Defterdar Ahmed Paşa tarafından Selanik surlarının dışında kuzey-batı tarafında yüksek bir mevkide inşa ettirilip vakıf kurulan Selanik Mevlevîhânesi, bölgesinde Mevlevîliğin cazibe merkezi haline gelmeye başlamıştır. Mevlevî tarikatının Osmanlı Devleti sınırları içindeki gücünün XVII. yüzyıldan itibaren artması, bütün mevlevîhâneler üzerinde devletin denetimlerinin fazlalaşmasına ve mevlevîhânelerin şeyhlerinin atanmasında dahi özellikle Şeyhülislam makamının etkili olmasına sebep olmuştur. Selanik Mevlevîhânesi de gelirleri yüksek olan vakıflarıyla dikkat çekmeye başlayıp, devletin bu tür denetimlerine de maruz kalarak, XVII. yüzyılın içinde şeyhinin atanmasında dahi Şeyhülislamın etkisi görülmüştür. Özellikle XVII. yüzyılın sonundan başlayarak mevlevîhânenin şeyhliğine aynı aileden kişilerin atanmasıyla, bu süreç XX. yüzyıla kadar devam etmiştir. Diğer taraftan aynı ailenin üyelerinin iki yüz yıldan fazla bir zaman diliminde yönetimde bulunması, bilhassa vakıf mülklerinin ve gelirlerinin idaresi hususunda çok sayıda sorunun ortaya çıkmasına ve belgelere yansımasına yol açmıştır. Bunlara ek olarak mevlevîhâne şeyhlerinin kardeşleri ve onların çocukları arasında şeyh vazifesine gelebilmek amacıyla önemli çekişmeler de yaşanmıştır. Biz de çalışmamızda mevlevîhânenin kuruluş sürecini, şeyhlerini, vakıf görevlilerini, gelir getiren mülkleri ile özellikle yönetimle ve vakıflarıyla ilgili yaşanan sorunlarını arşiv belgelerine yansıyan bilgilerle açıklayıp anlatmaya çalışacağız.Öğe Selanik Mevlevîhânesi (Evkâfı ve Yönetim Sorunları)(İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, 2019) Parlak, CengizXVII. yüzyılın başında Ekmekçizâde Defterdar Ahmed Paşa tarafından Selanik surlarının dışında kuzey-batı tarafında yüksek bir mevkide inşa ettirilip vakıf kurulan Selanik Mevlevîhânesi, bölgesinde Mevlevîliğin cazibe merkezi haline gelmeye başlamıştır. Mevlevî tarikatının Osmanlı Devleti sınırları içindeki gücünün XVII. yüzyıldan itibaren artması, bütün mevlevîhâneler üzerinde devletin denetimlerinin fazlalaşmasına ve mevlevîhânelerin şeyhlerinin atanmasında dahi özellikle Şeyhülislam makamının etkili olmasına sebep olmuştur. Selanik Mevlevîhânesi de gelirleri yüksek olan vakıflarıyla dikkat çekmeye başlayıp, devletin bu tür denetimlerine de maruz kalarak, XVII. yüzyılın içinde şeyhinin atanmasında dahi Şeyhülislamın etkisi görülmüştür. Özellikle XVII. yüzyılın sonundan başlayarak mevlevîhânenin şeyhliğine aynı aileden kişilerin atanmasıyla, bu süreç XX. yüzyıla kadar devam etmiştir. Diğer taraftan aynı ailenin üyelerinin iki yüz yıldan fazla bir zaman diliminde yönetimde bulunması, bilhassa vakıf mülklerinin ve gelirlerinin idaresi hususunda çok sayıda sorunun ortaya çıkmasına ve belgelere yansımasına yol açmıştır. Bunlara ek olarak mevlevîhâne şeyhlerinin kardeşleri ve onların çocukları arasında şeyh vazifesine gelebilmek amacıyla önemli çekişmeler de yaşanmıştır. Biz de çalışmamızda mevlevîhânenin kuruluş sürecini, şeyhlerini, vakıf görevlilerini, gelir getiren mülkleri ile özellikle yönetimle ve vakıflarıyla ilgili yaşanan sorunlarını arşiv belgelerine yansıyan bilgilerle açıklayıp anlatmaya çalışacağızÖğe SULTAN II. MURAD’IN KÖPRÜBAŞINDAKİ HAYRÂTI: ERGENE İMARETİ (XV. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA EVKÂFI VE İDARESİ)(2022) Parlak, CengizErgene Köprüsü 1443 yılında hizmete girmiştir. Sultan II. Murad’ın 1447 yılında vakfettiği imaret külliyesi ise, köprünün güneydoğu ucuna kurulan Ergene kasabasının merkezine inşa edilmiştir. Köprü ve imaret yeni kasabanın kurulup büyümesini sağlamıştır. Özellikle imaret külliyesi kasabanın merkezinde önemli toplumsal, dinî ve iktisadî hayrâtların ve akarların inşa edilmesini sağlayarak, yerel nüfusun ve ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamıştır. Padişahın imaret için kurduğu vakıf, hayrâtların hizmetlerinin gerçekleşmesinde ve akarların faaliyetlerini sürdürebilmesinde malî güç olmuştur. Vakfın en önemli unsurları olan görevlilerin maaşlarının ödenmesi ile hayrât ve akarların bakımı ve de kasabada yaşayan muhtaçların ihtiyaçlarının giderilmesi, vakfın gelir kaynakları sayesinde olmuştur. Bu noktada Ergene’ye ve Malkara’ya tabi köylerin vergilerinden ve tarımsal ürünlerinden vakfa bağlanan gelirler, vakfın Edirne’de ve Ergene’de bulunan akarlarının hâsılatlarından daha yüksek bir paya sahiptir. Çalışmamızda imaretin insanları besleme ve barındırma noktasındaki hizmetlerini, sosyal yardımlaşmadaki etkisini, vakfın muhasebelerinde yaşanan sorunları ve de vakıf yönetiminin idarî meseleler karşısındaki yaklaşımını elimizdeki veriler nispetinde değerlendirip açıklamaya çalışacağız.Öğe THE WAQF OF AHI ALI (SOHTALAR/SOFTALAR) MADRASA AND ZAWIYAH AS AN OTTOMAN EDUCATIONAL INSTITUTION IN KOMOTINI FROM THE 15TH TO THE 20TH CENTURY(Trakya Univ Balkan Yerlesesi Enstituler Binasi, 2025) Parlak, CengizAfter the Ottoman Empire began settling in the Rumelia territories, they aimed to establish a permanent presence by facilitating the settlement of Muslim Turks from Anatolia and establishing religious, social, and economic institutions and structures through waqfs (endowments). As one of the first places to be conquered in the second half of the 14th century, the settlement process began even in Komotini. The number of structures needed by the community, such as mosques, masjids, zawiyahs, tekkes, and madrasahs, increased in the city, thanks to establishment of waqfs throughout the 15th century. The first madrasa in the city was built in 1455 by Ahi Ali, who established a waqf for this purpose. Ahi Ali, a wealthy figure in the city during that period, not only lent his name to the madrasa but also provided both material and spiritual support to the B & ouml;rk & ccedil;& uuml;ler Zawiyah, which became known by his name in the 16th century. Consequently, the madrasa and the zawiyah became closely associated. These institutions continued to exist even into the 20th century when the Ottoman Empire lost control over Komotini. Through documents and registers accessed in the archives of Turkey and Greece, we have identified Ahi Ali's origins and the religious and worldly motivations that led him to establish the waqf. We have also documented the movable and immovable properties he endowed, the accounting of cash endowments contributed by the people of Komotini-particularly from the 19th century onwards-and the expenditures made for the madrasa. Thanks to records kept during the period of Greek administration in the 20th century, we obtained information about the waqf's assets, including its movable and immovable properties, income, books in the madrasa, and other belongings. Additionally, we have attempted to partially explain how Ahi Ali was recognized and remembered by the ruling class and the people of Komotini from the 18th century onwards. Thus, we have researched and examined the first madrasa of Komotini from its establishment up to the first quarter of the 20th century, based on available resources and data.Öğe TIMARS OF THE DISTRICT OF PRAVADI WHICH WAS SUBJECT TO PASA SANJAK DURING THE REIGN OF SULTAN MEHMED II (1456-1469)(Trakya Univ Balkan Yerlesesi Enstituler Binasi, 2020) Parlak, CengizThis paper is based on Icmal Tahrir Registry dated 1456 and kept in the section of Muallim Cevdet Manuscripts of the Rare Books Catalogue in Taksim Ataturk Library registered with the inventory number MC_Yz_O.000089. Through the data in this registry about has, zeamet and timars located in the center and countryside of the District of Pravadi, we can acquire information and explanations regarding the owners of these fiefs, the methods of their use and their obligations, as well as the changes experienced by the owners of these fiefs after the composition of this registry. Besides, as has, zeamet and timars were among the basic elements of the military structure of the Ottoman Empire, we can also determine the amount of manpower provided to the Ottoman army from the District of Pravadi. However, the data of the Pravadi District in the tahrir registry (1485-1486) which was recorded during the reign of Sultan Bayezid II, we compare with the data in the tahrir registry dated 1456 and reveal the situation of these fiefs after thirty years. In our study, evaluating all these data, we will try to explain how the Ottoman timar system was applied during the second half of the 15th century in the sample of the District of Pravadi.Öğe XV. ve XVI. YÜZYILLARDA GÜMÜLCİNE KAZÂSININ İKTİSADÎ DURUMU ÜZERİNE TESPİTLER(Trakya Üniversitesi, 2013) Parlak, CengizXIV. yüzyılın ikinci yarısında akıncı beyi Gazi Evrenos Bey tarafından Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine alınan Gümülcine şehri, Rumeli ve Balkanların fethedilmesi aşamasında uç merkezi olarak da kullanılmıştır. Fethedildikten sonra Müslüman-Türk nüfus ile şekillenmeye başlayan Gümülcine merkezi ve kırsalının, XV-XVI. yüzyıllarda demografik ve iktisadî yapısı gelişmiştir. Gümülcine bulunduğu coğrafî konumuna bağlı olarak, bu yüzyıllarda hububat, pamuk, üzüm, pirinç, bağ ürünleri, balıkçılık ve hayvancılık açısından önemli bir üretim merkezi olmuştur. Ayrıca Gümülcine ormanlarında yetişen birçok ağaç türü gemi yapımında kullanılmıştır. Şap madeni açısından da zengin olan Gümülcine, önemli tuz kaynaklarına da sahiptir. Makalemizde, Gümülcine şehrinin sahip olduğu nüfus ve üretim gücü ve bunlara bağlı olarak oluşan vergi gelirleri, ürün fiyatları ile esnaf ve sanatkârlar ve vakıflar incelenip değerlendirilecektir.











