Arşiv logosu
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
Arşiv logosu
  • Koleksiyonlar
  • Sistem İçeriği
  • Analiz
  • Talep/Soru
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
  1. Ana Sayfa
  2. Yazara Göre Listele

Yazar "Korkmazer, Başak" seçeneğine göre listele

Listeleniyor 1 - 11 / 11
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    A Cross-Sectional Study on the Relationship Between Smartphone Addiction and Depression, Anxiety and Social Appearance Anxıety in Young Adults
    (İstanbul University Press, 2022) Korkmazer, Başak; Yurdakul, Fatih; Özer, Şükriye Dilan; Yeşil, Öznur; Coşkuntuncel, Cihan; Sualp, Büşra Nur; Önder, Ayşe; Şahin, Erkan Melih
    Objective: The aim of this study was to determine the prevalence of smartphone addiction in young adults, and to investigate the relationship between smartphone use, depression, anxiety, and social appearance anxiety. Materials and Methods: Sociodemographic data form, Smart phone Dependence Scale-Short Form, Beck Depression Inventory for Primary Care-Short Form, Beck Anxiety Scale, and Social Appearance Anxiety Scale were applied face to face in this cross-descriptive study. Results: A total of 259 subjects, 128 (49.4%) female and 131 (50.6%) male, were included in the study. 25.9% of the participants were smartphone addicts. There was a high positive correlation between smartphone usage time and smartphone addiction score. The social appearance anxiety average scores of the social media users (30.8 +/- 13.9) were higher than those of subjects who do not use social media (28.8 +/- 11.3). Smartphone addiction scale had a positive correlation with anxiety and social appearance anxiety scores, while not with depression. Conclusion: Our results revealed that the purpose of smart phone usage affects people more than smartphone usage or smartphone addiction. The internet, and especially programs related to sharing one's appearance and lifestyle and applications that create an unrealistic appearance that conforms to virtual norms, can add hard-to-repair prejudices to the mind. This situation should be seen as a threat, especially for the younger generation, and is a new sociological problem worth investigating.
  • [ X ]
    Öğe
    Araştırma görevlisi hekimlerin empati düzeyleri
    (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2021) Afyoncu, Aylin Asa; Korkmazer, Başak; Sarıgül, Banu; Şahin, Erkan Melih
    Amaç: Empati iletişimin temel taşlarındandır. Mesle-ki olarak hastalarla sürekli birebir iletişim kurmakta olan hekimlerin bu konuda yetkinliğe ve farkındalığa sahip olması önemlidir. Böylece hasta memnuniyeti-nin artacağı, yanlış tanı ve tedavi olasılığının azalaca-ğı, hatta buna bağlı olarak hekimlerin dava edilme oranlarının azalacağı öngörülmektedir. Çalışmamızda hastanemizde çalışan araştırma görevlisi hekimlerin empati düzeyini belirlemeyi amaçladık. Yöntem: Kesitsel desende planlanmış olan çalışma, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu onayı alınarak ger-çekleşmiştir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi poliklinikle-rinde aktif olarak hasta bakmakta olan, onam veren 108 araştırma görevlisi hekime araştırmacılar tarafın-dan hazırlanan sosyodemografik veri formu ile Jeffer-son Hekim Empati Ölçeği (JSPE) ve Temel Empati Ölçeği (BES) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 51 kadın (%47.2) ve 57 erkek (%52.8) olmak üzere toplam 108 araştırma görevlisi katıldı. JSPE'ye göre katılımcıların ortalama empati skoru 81.8±9.7 (57-105) idi. Araştırma görevlilerinin cinsiyete göre JSPE toplam ve alt ölçek puan ortalama-ları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05). Yaş ve hekimlik süresi ile JSPE perspektif alma alt ölçeği arasında anlamlı korelasyon mevcuttu (p<0.05). Dahili branşlarda ve cerrahi branşlarda çalı-şan araştırma görevlilerinin; JSPE toplam ve alt ölçek puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Katılımcıların BES'e göre ortalama empati skoru 59.0±5.1 (44-74) idi. Araştırma görevlilerinin cinsiyet, yaş ve hekimlik süreleri ile; BES toplam ve alt ölçek puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05). Dahili branşlarda ve cerrahi branşlarda çalışan araştırma gö-revlilerinin; BES toplam ve alt ölçek puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç: Araştırma görevlisi hekimlerin empati düzeyle-rini belirlemek için yapmış olduğumuz çalışmamızda kullandığımız her iki ölçekle de araştırma görevlisi hekimlerin beklenen empati düzeyinde olmadıkları saptandı. Hekimler ve tıp öğrencilerinin empatik yeti-lerini geliştirmek için sağlam müdahalelerin uygulan-ması gerekmektedir
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Araştırma Görevlisi Hekimlerin Kanser Tarama Hakkındaki Tutum ve Davranışları
    (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2019-08-15) Korkmazer, Başak; Kılınçarslan, Mehmet Göktuğ; Sarıgül, Banu; Şahin, Erkan Melih
    Amaç: Kanser taramaları, ilgili kanserin tedavisinin kolay ve etkili olabildiği erken evrelerde tanınabilmesi için uygulanan test ve muayeneleri içermekte olup; erken tanı sayesinde tedavi başarısını arttırmaktadır. Bu çalışmada araştırma görevlisi hekimlerin kanser tarama ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel desende planlanmış olan çalışmaya Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde çalışan araştırma görevlisi hekimler dahil edildi. Katılımcılara araştırmacılar tarafından oluşturulmuş, katılımcıların sosyodemografik özellikleri, mesleki tecrübe süreleri, kanser tanılı yakın sahibi olup olmadıkları ve kanser taraması hakkındaki düşünce ve tutumları ile günlük uygulamalarında yürüttükleri kanser taramaları hakkında sorular yöneltilmiş ve kolorektal, meme, serviks ve akciğer kanserlerine yönelik tarama yapıp yapmadıkları sorgulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya yaşları 25-36 arasında değişen, aktif hekimlik süreleri ortalama 3,0±1,8 yıl olan, 51’i (%47,2) kadın, 57’si (%52,8) erkek toplam 108 araştırma görevlisi hekim katıldı. Hekimlerin %74,1’i “Kanser erken tanısı için rutin tarama programları uygulanmadır”; %25,0’i “Kanser taramaları sadece takip ve tedaviyi yapabilecek olan hekimler tarafından yapılmalıdır”; %58,3’ü “Kanser tarama birinci basamakta yapılmalıdır” ifadelerine katılmaktaydı. Hekimlerin %37’si ise “Toplumda daha sık görülen hastalıkların taranması kanser taramalarından daha önemlidir” ifadesini desteklemekteydi. Hekimlerin “%90’ı hastalarına kanser tarama önerdiğini belirtmekteydi. Herhangi bir yakınının kanser tanısı aldığını belirten 66 (%65,3) hekim mevcuttu; bu özellik, kanser taraması önerme açısından anlamlı fark oluşturmuyordu. Hekimlerin %55,6’sı kolorektal kanser, %57,4’ü meme kanseri, %57,4’ü serviks kanseri ve %14,8’i akciğer kanseri için tarama önerisinde bulunduğunu belirtmişti ve hekimlerin tarama önerilerinin kolorektal kanser için %31,7, meme kanseri için %62,9, serviks kanseri için %21, akciğer kanseri için %12,5 oranında kılavuzlara uygun olduğu belirlendi. Sonuç: Çalışmamıza dahil olan hekimlerin neredeyse yarısının meslek uygulamasında kanser taramasına yer vermedikleri, önemli oranda tarama uygulamasının kılavuzlara uygun olmadığı belirlenmiştir. Meme kanseri ile ilgili tarama uygulamaları diğerlerinden daha fazla kabul görürken, kılavuzlara yeni dahil olmuş akciğer kanseri tarama uygulamalarının diğer kanser türlerinden geride olduğu dikkat çekmiştir.
  • [ X ]
    Öğe
    ATTITUDE AND BEHAVIORS OF MEDICAL RESIDENTS ABOUT CANCER SCREENING
    (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2019) Korkmazer, Başak; Kılınçarslan, Mehmet Goktuğ; Sarıgül, Banu; Şahin, Erkan Melih
    OBJECTIVES: Cancer screening includes tests and examinations to identify cancer at early stages when treatment is more efective.The aim of this study is to evaluate the knowledge, attitude and behaviors of medical residents about cancer screening.MATERIALS AND METHOD: This  cross-sectional studycarried out on residents who work in in Çanakkale Onsekiz Mart University Hospital. Participants were asked questions about sociodemographic charecteristics, time in profession, whether they have relatives diagnosed with cancer and their attitude about cancer screening and whether they screened their patients for colorectal, breast, cervical, and lung cancers.RESULTS: Total of 108 residents ages between 25-36 years, 51 (47.2%) were female and 57 (52.8%) were male was participated in the study. Mean time in profession was 3.0 ± 1.8 years. Of the participants,74% agreed on “routine screening programs for early diagnosis of cancer should be performed”; 25% were agreed on “cancer screening should only be done only by physicians who are responsible for follow up and treatment of that cancer”; 58% were agreed on “cancer only should be screened in primary care” and 37% of physicians supported statement that “Screening of more common diseases in community is more important than cancer screening”. Rate of residents who suggest cancer screening to their patients was 90%. There were 66 (65.3%) residents whose relatives had been diagnosed with cancer and this feature did not make a significant difference in terms of suggesting cancer screening. Although the rates of residents who declared that they have suggested screening for colorectal cancer were 55,6%, for breast cancer were 57,4%, for cervical cancer were 57,4% and for lung cancer were 14,8%; the rates of compliance with screening reccomendations in the guidelines for colorectal cancer, breast cancer, cervical cancer and lung cancer were found to be 31,7%, 62,9%, 21,0% and 12,5%; respectively.DISCUSSION: Residents who participated in our study had moderate attitude towards cancer screening and almost half of them did not perform cancer screening in their application. Also most of screenings recommended by residents were not fit to the guidelines. Breast cancer related screening practices have been more widely accepted than others and new recommendations such as lung cancer screening still need to be improved
  • Yükleniyor...
    Küçük Resim
    Öğe
    Çanakkale’de Üçüncü Basamak Hastaneye Başvuran 1998 Sonrası Doğumlularda Hepatit B Aşısı ile Bağışıklanma Durumu
    (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2019-03-18) Sarıgül, Banu; Kılınçarslan, Mehmet Göktuğ; Korkmazer, Başak; Şahin, Erkan Melih
    Amaç: Hepatit B virüsü insandan insana kan ve vücut salgıları ile bulaşabilen bir DNA virüsüdür. Her yaşta mortalite ve morbidite nedeni olmakla birlikte özellikle erken yaşlarda bulaştığında kronik enfeksiyon oluşturma ve taşıyıcılık riski yüksektir. HBV enfeksiyonunun ve komplikasyonlarının önlenmesi amacıyla 1998 yılında ülkemizde rutin HBV aşılama programı başlatılmıştır. Hepatit B aşısı, enfeksiyondan ve komplikasyonlarından korunmada etkilidir. Bu çalışmada Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Hastanesine başvuran anti-HBs ± anti-HBc total düzeyi bakılmış 1998 yılı ve sonrası doğumlu bireylerin Hepatit B aşısı ile bağışıklanma durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel nitelikteki bu çalışmanın verilerini 1998 ve daha sonraki yıllarda doğmuş ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Hastanesi mikrobiyoloji laboratuarında 1 Temmuz 2018 tarihine kadar anti-HBs±anti-HBc total testleri çalışılmış bireylerin sonuçları oluşturmaktadır. Veriler otomasyon sistemi üzerinden geriye dönük taranarak elde edildi. 1702 anti-Hbs test sonucuna ulaşıldı. 156 test sonucu tekrar nedeni ile çalışma dışı bırakıldı. Anti-Hbs ? 10 mIU/ml olanlar aşı ile bağışıklanmış olarak kabul edildi. Anti-HBs ? 10 mIU/mL saptanmışken anti-HBc total pozitif olanlar ise geçirilmiş enfeksiyona bağlı bağışık kabul edilerek aşı ile bağışıklanmamış grubuna dahil edildi. Bulgular: Hastalık geçirerek bağışıklık kazanan 6 birey aşılanmamış grubuna dahil edildiğinde değerlendirilen 1546 bireyin 1081’inde (%69,9) antiHBs ? 10 mIU/mL idi ve bu grup aşı ile bağışıklanmış olarak kabul edildi. Kadın ve erkeklerin aşı bağışıklanma durumları arasında anlamlı fark yoktu (X2= 2,112, p=0,146). Aşı ile bağışıklanma durumu ile bireylerin 1 Temmuz 2018’deki yaşları arasında istatistiki olarak anlamlı korelasyon saptanmadı (rho=-0,035, p=0,170). Aşı ile bağışıklanma oranları 2002 yılında %42,0 ile en düşük, 2014 yılında %84,4 ile en yüksek saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızdaki aşı bağışıklanma oranı (%69,9) diğer çalışmalar ile uyumludur. Hepatit B enfeksiyonuna karşı bireyleri korumak için Ulusal Hepatit B aşılama programı etkin bir şekilde uygulanmalıdır. Aşının etkinliğini artırmak için ek doz aşılama düşünülebilir.
  • [ X ]
    Öğe
    Koroner arter hastalığında epikardiyal yağ doku indeksinin araştırılması
    (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2022) Arslan, Mehmet; Akşit, Ercan; Bozkurt, Hasan; Korkmazer, Başak; Şahin, Erkan Melih
    Amaç: Epikardiyal yağ dokusu (EYD) kalınlığı ile koroner arter hastalığı (KAH) arasındaki ilişki birçok çalışmaya konu olmuştur. Aralarındaki ilişki gösterilmiş fakat elde edilen sonuçların geniş bir aralıkta olması nedeniyle risk belirteci olarak belirli sınır değer gösterilememiştir. Çalışmamızda EYD kalınlığı vücut yağ oranı, vücut kitle indeksi (VKİ) gibi antropometrik ölçümlere orantılayarak daha hassas bir KAH risk belirteci elde etmeyi hedefledik. Yöntem: Çalışmada KAH grubuna 40 kişi, kontrol grubuna 25 kişi alınmıştır. Biyoempedans cihazı kullanılarak katılımcıların vücut yağ oranı ve yağ dağılımları analiz edilmiştir. EYD kalınlığı transtorasik ekokardiyografi ile parasternal uzun eksenden elde edilmiştir. EYD kalınlığının antropometrik ölçümlere olan oranı ile elde edilen indeksler koroner arter hastalığı olan ve olmayan katılımcılar arasında karşılaştırılmıştır. Bulgular: EYD kalınlığı KAH gurubunda 6.09±0.9 mm, kontrol grubunda ise 5.61±1 mm olarak ölçüldü (p=0.049). EYD kalınlığı için %76.3 duyarlılık ve %59.3 özgüllük değerleri elde edildi (AUC=0.688, %95 CI 0.549-0.826). EYD kalınlığı/VKİ oranı için duyarlılık %78.4 ve özgüllük %60.7 idi (AUC=0.744; %95 CI 0.617- 0.871). EYD kalınlığı/vücut yağ oranı için %81.6 duyarlılık ve %66.7 özgüllük elde edildi (AUC=0.846; %95 CI 0.742-0.950). Sonuç: EYD kalınlığı, VKİ veya vücut yağ oranıyla birlikte daha hassas bir risk belirteci olarak kullanılabilir
  • [ X ]
    Öğe
    Postmenopozal Kadınlarda Fiziksel Aktiflik Durumu ile Antropometrik Ölçümler ve Vücut Kompozisyonu Özelliklerinin İlişkisi
    (2021) Korkmazer, Başak; Kocaoğlu, Sinem Bilgen; Şahin, Erkan Melih
    Giriş ve Amaç: Menopoz geçişi normal yaşlanma sürecinin bir parçası olmasına rağmen devamındaki değişikliklerkadınların sağlık-risk profilini etkilemektedir ve bu etki, birçok faktöre bağlıdır. Bu çalışmanın amacı postmenopozalkadınlarda fiziksel aktiflik durumu ile antropometrik ve vücut kompozisyonu özelliklerinin ilişkisini araştırmaktır.Gereç ve Yöntemler: Kesitsel nitelikteki bu çalışma Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulama ve AraştırmaHastanesi kayıtlarında bulunan 45 yaş üstü 95 postmenopozal kadınla yürütülmüştür. Veriler araştırmacılar tarafındanhazırlanan sosyodemografik veri anketi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Testi-kısa formu, antropometrik ölçümler vebiyoempedans yoluyla vücut kompozisyonunun ölçümü ile toplanmıştır.Bulgular: Yaş ortalaması 61,7 ± 7,2 [47 - 77] olan ve ortalama 14,6 ± 7,4 [1 - 35] yıldır postmenopozal dönemdeolan 95 katılımcının ortalama ağırlığı 74,0 ± 13,6 [46,6 – 110,0] kg, boyu 155,9 ± 6,0 [141 - 171] cm idi. Menopozsonrası geçen süre ile vücut ağırlığı arasında anlamlı negatif korelasyon mevcuttu. Yaş ve menapoz üzerinden geçensüre ile yağsız kitle arasında anlamlı negatif korelasyon mevcuttu. Katılımcıların IPAQ skorları ile yaş arasındakorelasyon yoktu. Katılımcıların vücut ağırlığı, bel çevresi, kalça çevresi ortalamaları IPAQ Kategori I’de KategoriII’dekinden anlamlı yüksekti. Katılımcıların biyoempedans ölçümlerinden yağ kitlesi, yağ yüzdesi ve yağsız kitlesiortalamaları IPAQ Kategori I’de, Kategori II’den anlamlı yüksekti. Ortalama SMI, ASMI, ALMI hesaplamaları IPAQkategorileri arasında anlamlı farklı değildi.Sonuç: Menopoz sonrası hormon kullanımının kalp hastalıklarına karşı korunmasındaki yetersizliği göz önünealındığında, sağlığın korunmasında egzersizin rolü önemlidir. Çalışmamızda da gösterdiğimiz üzere menopoz süresiveya yaşın bir önemi olmaksızın fiziksel aktivitenin hayata entegre edilmesi düşük bel çevresi, yağ kitlesi, yağ yüzdesive yağsız kitlede artış ile karakterizedir.
  • [ X ]
    Öğe
    The Association between Migraine And Sleep Quality
    (2022) Şafak, Demet; Korkmazer, Başak; Şahin, Erkan Melih
    Objective: Migraine and sleep disorders are common health problems in the community and cause loss of labor. There are studies showing that there is a relationship between migraine and sleep quality and these two conditions worsen each other.\rMethod: This is a case-control type cross-sectional study consisting of a total of 454 participants, included migraine patients, patients with non-migraine headaches and patients without headache complaint admitted to Family Medicine outpatient clinics between October 2017 and March 2018. Sociodemographic data form, Identity Migraine test, International Headache Society diagnostic criteria questionnaire, Pittsburgh sleep quality scale (PSQI) and Epworth day sleepiness scale (Epw) were applied to the participants by face to face interviews.\rResults: The total PSQI score was 6.5 ± 3.1, and significantly different between the groups. Patients with diagnosis of migraine had a higher PSQI score and poor sleep quality rate than the control groups. There was no correlation between the frequency of migraine attacks and PSQI scores. Extreme sleepiness in day time for the migraine group (30.7%) was higher than the control groups and there was no correlation between the frequency of migraine attacks and Epw scores.\rConclusion: Poor sleep quality and daytime sleepiness rates in migraine patients were higher than those with non-migraine headache patients and patients without headache complaints. This may be due to the fact that migraine is a specific problem affecting sleep or the frequency and severity of headache in the migraine patients are greater than that of the non-migraine headache patients and headache-free participants.
  • [ X ]
    Öğe
    The Association of Internet Addiction with Depression and Anxiety in University Students
    (2019) Korkmazer, Başak; Kılınçarsla, Mehmet G.; Şahin, Erkan M.
    Introduction: In adolescence, tendency to risky health behaviours including internet addiction is frequent. Research on the etiology ofinternet addiction is at an early stage and has been associated with depression and social isolation indicatorsThe present study was conductedwith the aim of investigating the association of internet addiction with depression and anxiety in university students. Method: The study wascarried out as an online survey study on 28 572 university students who were educated in the central campus of Çanakkale On sekiz MartUniversity in academic year of 2011-2012. A total of 4430 (15.5%) students were reached. Of them, 3064 (69,2%) answered questions aboutcomputer and internet use. In this research, which is part of a multidimensional study, the BAPİNT scale was used to measure internetaddiction and BAPI-K scale was used to measure depression and anxiety. Binary Logistic Regression analysis was performed followingunivariate tests. Results: While the mean age of the participants who responded the questions about internet use was 21,7 ± 3,2 [17-63],55,1% (1688) were female and 44,9% (1374) were male. Of the participants, 34.6% had internet addiction according to BAPINT scale. In theregression analysis, all predictors were found to be statistically significant (X2 = 173,553 p<0,001). After independent variables werecontrolled, it was found that depression increases internet addiction 1,799 (1,485-2,170 p<0,05) fold, and anxiety increases internet addiction1,708 (1,423-2,050 p<0,05) fold. Discussion: The rate of internet addiction in our study (34.6%) was similar to that of the other studiesconducted with university students in our country (18.9%- 56.9%). Internet addiction was found to be associated with mental disorders likedepression and anxiety. The causality between internet addiction and mental health has not yet been fully resolved; with the widespread useof internet in all areas and communities, especially the young people take part in the risky population and it is important to consider internetaddiction in the follow-up of the young people with anxiety or depression.
  • [ X ]
    Öğe
    Üçüncü Basamak Üniversite Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğinde Erişkin Bağışıklanma Durumu ve Etkileyen Faktörler
    (2021) Korkmazer, Başak; Afyoncu, Aylin Asa; Şahin, Erkan Melih
    Amaç: Erişkinlik dönemi içinde aşıların ulaşılabilir durumda olmasına rağmen, erişkin aşılama\roranları istenenden düşüktür. Çalışmamızda, polikliniğimize başvuran bireylerin erişkin aşısı yaptırma\rdurumları, aşı yaptırma ve reddetme nedenleri ile bunların sosyodemografik değişkenlerle ilişkisinin\rincelenmesi amaçlanmıştır.\rYöntem: Tıp fakültesi hastanesi, aile hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş ve üzeri bireylerden\rseçilen 500 kişilik örneklemde katılımcılara çalışmacılar tarafından hazırlanmış, sosyodemografik\rveriler, tıbbi özgeçmiş özellikleri, 18 yaş sonrası aşılanma durumları, aşı olma ve olmama nedenlerine\rait soruları içeren form yüz yüze görüşmelerle uygulanmıştır.\rBulgular: Katılımcıların %47,4’ü 18 yaşından sonra aşı yaptırmıştı. Erişkin aşı yaptırma durumu, yaş,\reğitim düzeyi ve çocuk sayısı arttıkça, ailedeki birey sayısı düştükçe artmaktaydı. Erişkin aşı yaptırma\roranları gelir düzey algısı kötü olanlar, çalışmayanlar ve bekârlarda düşük, sağlık çalışanlarında, sigarayı\rbırakmış olanlarda, kronik ve kardiyovasküler sistem hastalığı olanlarda, düzenli ilaç kullananlarda\rdaha yüksekti. Aşı önerisini kabul etmemiş olanlar daha yaşlı ve eğitim durumları düşüktü. Aşı\ryaptırma konusunda kararlarında katılımcıların %68,2’si aile hekimlerinin %66,4’ü uzman hekimlerin\rönerilerini dikkate aldığını, %16,2’si ise başkası önermese de kendilerinin takip ettiklerini belirttiler.\rSonuç: Ülkemizde erişkin aşısı yaptırma oranının çocukluk çağı aşılama oranlarına göre düşük kaldığı\rgörülmektedir. Erişkin aşısı yaptırmanın eğitim düzeyindeki artış ve sağlık hizmetleriyle temasın\rartması ile olumlu etkilenirken gelir durumunda kötüleşme ve hane halkı sayısında artıştan olumsuz\retkilediği görülmektedir. Aile hekimleri başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına aşılamanın önemi\rhakkında bilgilendirmeyi arttırmada önemli görev düşmektedir.
  • [ X ]
    Öğe
    Üniversite öğrencilerinde riskli sağlık davranışlarının sıklığı, aile hekimlerince verilen sağlık hizmetinin etkisi
    (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2019) Korkmazer, Başak; Şahin, Erkan Melih
    Amaç: Çalışmamızın amacı üniversite öğrencilerinde sağlıkla ilgili riskli davranışlar ile birinci basamak sağlık hizmeti kullanım sıklığını saptamak ve aralarındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmamıza 2016-2017 öğretim yılında üniversite öğrencisi 26 546 kişiyi temsilen tabakalı küme örneklem yoluyla seçilen 2509 öğrenci katıldı. Katılımcılara yüzyüze görüşmelerle sosyodemografik veri formu, riskli sağlık davranışlarına yönelik oluşturulan anket sorularının yanı sıra Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Testi ve Bapirt Alkol Ölçeği uygulandı. Bulgular: Katılımcıların %23,2'si sigara, %38,0'i nargile içmekteydi; %15,5'i alkol kullanmaktayken, %0,8'i geçtiğimiz yıl en az bir kez madde kullanmıştı. Son bir yılda fiziksel kavgaya karışanların oranı %15,6'ydı ve bu öğrencilerin herhangi bir kavga sonucunda yaralanma oranı %52,6 idi. Yanında silah taşıyanların oranı %8,5; son bir yılda partner şiddeti görenlerin oranı %7,6 idi. Öğrencilerin 702'si (%28,0) ise her zaman emniyet kemeri kullanmaktaydı. Öğrencilerin %17,5'i cinsel aktifken; bu öğrencilerin %21,8'i gebelik ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmamaktaydı. Doktor tavsiyesi dışında herhangi bir takviye kullanan öğrencilerin oranı %20,3 iken; yemeklerden sonra kilo alma endişesiyle zorla kusan öğrenci oranı %7,3 idi. Öğrencilerin %17,7'si hiç egzersiz yapmıyordu. Öğrenciler günde ortalama 5,3±3,7 saatlerini ekran karşısında geçirmekteydi. Öğrencilerin Aile Hekimleri'yle en sık görüşme yaptıkları konular sağlıklı yaşam (%15,4) ve ruh hali (%10,3) iken riskli sağlık davranışlarıyla ilgili görüşme oranları %10'un altındaydı. Sonuç: Sigara, nargile ve alkol kullanan, aile içinde şiddetle karşılaşan, fiziksel kavgaya katılan ve cinsel aktif olan öğrencilerin Aile Hekimi'yle görüşme oranları bu riskli davranışları göstermeyenlerden daha yüksekti.Buradan anlaşılıyor ki Aile Hekimleri, genç erişkinlere yönelik sorgulamalarını detaylandırmalıdır. Anahtar kelimeler: Riskli sağlık davranışları, birinci basamak sağlık hizmetleri, aile hekimliği, üniversite öğrencileri

| Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi | Kütüphane | Açık Erişim Politikası | Rehber | OAI-PMH |

Bu site Creative Commons Alıntı-Gayri Ticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile korunmaktadır.


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Çanakkale, TÜRKİYE
İçerikte herhangi bir hata görürseniz lütfen bize bildirin

DSpace 7.6.1, Powered by İdeal DSpace

DSpace yazılımı telif hakkı © 2002-2026 LYRASIS

  • Çerez Ayarları
  • Gizlilik Politikası
  • Son Kullanıcı Sözleşmesi
  • Geri Bildirim