Yazar "Bozkurt, Hasan" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 5 / 5
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe CARDIOVASCULAR SYSTEM FEATURES OF YOUNG ADULTS BORN BY CESAREAN SECTION(2020) Akşit, Ercan; Gazi, Emine; Kırılmaz, Bahadır; Bozkurt, Hasan; Edinciklioğlu, Melike; Yıldırım, Özge TurgayAim: Currently, the prevalence of caesarean section (CS) has been increasing at an alarming rate across the world. In parallel with theincreasing rate of CS, it is reported that there is an increasing prevalence of obesity, autoimmune and allergic diseases. The purpose ofthe present study is to analyse whether the cardiovascular system characteristics of young adults born by CS are different from those ofyoung adults born by vaginal delivery (VD).Materials and Methods: A total of 112 participants were included in the study (40 CS group vs 82 VD ie control group). Transthoracicechocardiography and carotid Doppler ultrasonography were performed to the participants. In addition, participants were evaluated witha 24-hour ECG recording.Results: Tricuspid E wave, tricuspid A wave and tricuspid E/A ratio were lower in the CS group compared with the control group(57.6±8.6 vs. 72.4±10.3, p<0.001; 46.7±8.8 vs. 50.6±8.9, p=0.04; 1.2±0.14 vs 1.45±0.88, p<0.001). Epicardial fat tissue thickness werehigher in the CS group compared with the control group (4.8±1.3 vs. 3.1±0.8, p<0.001).Conclusion: The results of this study show that cardiovascular system features of the young adults born by CS are different from thoseborn by VD. Further follow-up studies are needed to understand whether these findings will subsequently result in cardiovasculardiseases.Öğe Ekokardiyografi ile bakılan koroner sinüs çap ve akım parametrelerinin koroner arter hastalığı ve yaygınlığı ile ilişkisinin değerlendirilmesi(2022) Bozkurt, Hasan; Akşit, ErcanAmaç: Koroner arter hastalığının tanısında transtorasik ekokardiyografi ile bakılan koroner sinüs çap ve akım parametrelerinin koroner arter hastalığının erken tanısındaki öneminin araştırılması Gereç ve Yöntem: Çalışmaya koroner anjiyografi (KAG) yapılan, 50 kontrol grubu ve 50 vaka grubu olmak üzere toplam 100 hasta dahil edildi. Kontrol grubundakiler KAG sonucu non-obstrüktif koroner arter hastalığı (KAH) (<%50 darlık) olan hastalar olup, vaka grubundakiler KAG sonucu obstrüktif KAH (>%50 darlık) olan hastalar dahil edildi. Hem kontrol hem de vaka grubundaki hastalara KAG sonrası aynı hafta içerisinde stabil olduktan sonra 2D TTE ile parasternal uzun ve kısa aks görüntüler, A4C ve A2C pencerelerde standart ekokardiyografik ölçümler ile A4C ve A2C pencerelerden koroner sinüs çapı ve akım parametrelerine bakılarak her iki grup karşılaştırıldı. Bulgular: KAH tanısında TTE ile bakılan koroner sinüs çapının kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha dar olduğu bulundu. KAH grubunda koroner sinüs akım parametreleri açısından anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuç: TTE ile bakılan koroner sinüs çapının KAH erken tanısında bize yol gösterici bir parametre olabileceğine ulaştık. Bu bilginin doğruluğunun ispatı için daha büyük çalışmalarla da değerlendirilmesi gerekmektedir.Öğe Koroner arter hastalığında epikardiyal yağ doku indeksinin araştırılması(Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 2022) Arslan, Mehmet; Akşit, Ercan; Bozkurt, Hasan; Korkmazer, Başak; Şahin, Erkan MelihAmaç: Epikardiyal yağ dokusu (EYD) kalınlığı ile koroner arter hastalığı (KAH) arasındaki ilişki birçok çalışmaya konu olmuştur. Aralarındaki ilişki gösterilmiş fakat elde edilen sonuçların geniş bir aralıkta olması nedeniyle risk belirteci olarak belirli sınır değer gösterilememiştir. Çalışmamızda EYD kalınlığı vücut yağ oranı, vücut kitle indeksi (VKİ) gibi antropometrik ölçümlere orantılayarak daha hassas bir KAH risk belirteci elde etmeyi hedefledik. Yöntem: Çalışmada KAH grubuna 40 kişi, kontrol grubuna 25 kişi alınmıştır. Biyoempedans cihazı kullanılarak katılımcıların vücut yağ oranı ve yağ dağılımları analiz edilmiştir. EYD kalınlığı transtorasik ekokardiyografi ile parasternal uzun eksenden elde edilmiştir. EYD kalınlığının antropometrik ölçümlere olan oranı ile elde edilen indeksler koroner arter hastalığı olan ve olmayan katılımcılar arasında karşılaştırılmıştır. Bulgular: EYD kalınlığı KAH gurubunda 6.09±0.9 mm, kontrol grubunda ise 5.61±1 mm olarak ölçüldü (p=0.049). EYD kalınlığı için %76.3 duyarlılık ve %59.3 özgüllük değerleri elde edildi (AUC=0.688, %95 CI 0.549-0.826). EYD kalınlığı/VKİ oranı için duyarlılık %78.4 ve özgüllük %60.7 idi (AUC=0.744; %95 CI 0.617- 0.871). EYD kalınlığı/vücut yağ oranı için %81.6 duyarlılık ve %66.7 özgüllük elde edildi (AUC=0.846; %95 CI 0.742-0.950). Sonuç: EYD kalınlığı, VKİ veya vücut yağ oranıyla birlikte daha hassas bir risk belirteci olarak kullanılabilirÖğe P dalga dispersiyonu ve P dalgası süresi parametrelerinin CHA2DS2-VASc Skoru ile bağımsız ilişkisi(2022) Deveci, Bülent; Arslan, Mehmet; Bozkurt, HasanAmaç: Atriyal fibrilasyon, yüksek inme riski mortalitesini de kapsayan,belirgin şekilde morbiditeyle ilişkilendirilen yaygın bir bozukluktur. Atriyum direnç süresinin kısalması ve iletim hızının düşürülmesi gibi \"atriyal yeniden şekillendirme\" denilen atriyal yapısal ve elektrofizyolojik değişiklikler, kalıcılığını artırır. Bu hasta grubunda: klinik tedavi kılavuzları antikoagülasyonu önemle tavsiye etmektedir. Bu öneriler, yayımlanmış şemalara dayanmaktadır. Ayrıca çok sayıda çalışma, p-dispersiyonu ve p-dalga süresi parametrelerinin atriyalfibrilasyon riski ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Biz burada, CHA2DS2-VASc değeri ile P dalgası dispersiyon parametreleri arasındaki ilişkiyi inceleyeceğiz. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya toplam 257 hasta dahil edilmiş olup hastalara ait CHADS ve CHA2DS2-VASc değerleri, tıbbi geçmişleri, kullandıkları ilaçlar ve sosyal güvenlik kurumu raporlarından elde edilmiştir. Dışlama kriteri olarak; kalp kapak hastalığı ve amiodarone, meksiletin kullanımı belirlendi. Maksimum (pmax) ve minimum (pmin) P-dalgası sürelerinin yanı sıra P-dalgası dispersiyonu, birden fazla farklı yüzey EKG uçlarından kaydedilen maksimum ve minimum P- dalgası süresi arasındaki fark olarak tanımlandı. Bulgular: Katılımcıların %29,2’si kadın, yaş ortalamaları 60,76±15,42; CHA2DS2-VASc skorları ise 3,20±1,91’di. P-dalgası parametrelerinin yaşla ilişkisinin olmadığı görülmüştür. P-ortalama, P-maksimumve P-dispersiyonunun CHADS ile çok zayıf düzeyde; P-ortalama ve P-maksimum süresinin CHA2DS2-VASc Score ile çok zayıf düzeyde korelasyon gösterdiği bulunmuştur (p<0,05). SVO öyküsü olan hasta grubunda P dalga dispersiyonu, öyküsü olmayan hasta grubuna göre istatistiksel açıdan anlamlı derecede düşüktür (p<0,001). Sonuçlar: P-dalgası dispersiyonu ve P-dalgası süreç parametreleri CHA2DS2-VASc değeri ile çok zayıf düzeyde ilişkiliydi. Bulgularımız, p-dalga süresinin CHA2DS2-VASc değerinden bağımsız olduğu sonucuna varan literatüre paraleldi. Atriyal fibrilasyonla ilişkili inme riskinin tespiti, sadece AF'nin bir fonksiyonu değil, aynı zamanda CHA2DS2-VASc değeri parametreleri ile de yapılabilir. Özellikle p dalga dispersiyonu yüksek olan hasta grubunda AF’den bağımsız olarak da CHA2DS2-VASc skoru kullanılabilir. Konuyla ilgili daha büyük örneklemli ve randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.Öğe Unilateral peripheral slow flow phenomenon without significant stenosis in lower extremity artery: can primary peripheral slow flow be a new phenomenon?(Bmj Publishing Group, 2020) Aksit, Ercan; Gazi, Emine; Toprak, Canan Akguen; Bozkurt, HasanPeripheral artery disease affects nearly a quarter billion of the world's population, and it is one of the most important causes of decreased quality of life. Primary peripheral slow flow without significant stenosis in peripheral arteries has not been previously reported in the literature. In this case report, we present a slow flow phenomenon that extended from the right external iliac artery to the distal peripheral bed observed during peripheral angiography in a patient who exhibited pain and claudication in the right lower extremity after walking 50m. Medical treatment provided symptomatic improvement in coronary slow flow and led to a decrease in claudication. Future randomised controlled studies conducted on patients with suspected peripheral slow flow phenomenon would increase our knowledge on both the aetiology and treatment of this condition.











